12 Mart 2009 Perşembe

Aura ve Özellikleri


İnsan bedenini çin tıbbını anlamak için auranın ne olduğunu anlamakta yarar var :


Aura Teozofi’de kullanılan bir terim olup, canlıların bedenlerinden yayıldığı varsayılan ışınımla oluşan ve gitgide yayılan tesir kuşakları tarzında kendini gösteren elektromanyetik alana verilen addır. Auro okumak ise auro' hissedebilmektir.

Metapsişikçilerin "eflüv" adını verdikleri partiküllerin ışınımıyla (radyasyon) oluşan bu alan, Teozoflara ve Kirlian Fotoğrafçılığı üzerinde çalışan araştırmacılara göre, yaşam enerjisi olarak adlandırılan bir tür enerjinin organizmalardan insan gözünün göremediği bir frekans düzeyinde titreşen ışınlar tarzında yayılmasıyla oluşur. Aura, eflüv ve psişik radyasyon terimlerinin sık sık karıştırıldığı görülür. Bu üç terim arasındaki ilişki şöyle açıklanır:

  • Bedenden yayılan ışınıma ve bu ışınımın yayılma olayına radyasyon (psişik radyasyon) adı verilir.
  • Bu ışınlara ve ışınları oluşturan partiküllere eflüv adı verilir.
  • Bu yayılma olayının meydana geldiği medyumlarca görülebilen güç ve etki alanına ise aura adı verilir.

Renkli haleler ve ışımalar tarzında kendini gösteren auranın esas olarak üç kısımdan oluştuğu kabul edilir:

  • Yapışık aura: Vücudu bir zarf gibi saran 0.5 cm. kalınlığında, koyu bir bölgedir. Süptil bedenin süptil ikiz denilen kısmıdır. Auranın Kirlian fotoğrafçılık tekniğiyle çekilebilen kısmıdır.
  • İç aura: Yapışık aurayı çevreleyen bölgedir. Kişilere göre 3 ile 8 cm. arasında değişen kalınlıktaki bir bölgedir.
  • Dış aura: Yüksekliği İnsan bedeninin iki misli genişliği İnsan bedeninin dört misli olup Oval, yumurta biçimindedir.
  • Tam dış aura: Bedenden yayılan ışınım alanının tümü; sınırsız kabul edilir.Aura görebilme yeteneğine sahip olduğu ileri sürülen medyumlar, aura renklerinin kişilerin ruhsal tekamül durumlarına, karakterlerine ve heyecan hallerine bağlı olarak değişiklik gösterdiklerini belirtirler.



Auranız hakkındaki farkındalığınızın ve onu kavramanızın gelişmesi, auranızın temel özelliklerini anlamaktan geçer.



1. Her aura kendine özgü bir titreşime sahiptir.


Her enerji alanı kendine özgüdür. Hiçbirisi diğerine tümüyle benzemez. Benzerlikler olabilir. Auralar sese, ışığa ve elektromanyetik alanlara sahip olabilirler fakat bunların gücü ve yoğunluğu bireyden bireye değişir. Her birey kendine özgün frekansa sahiptir.

Auranızın titreşimi, diğerlerininkine yakınsa, doğal bir uyum vardır. Siz, bu bireylerle daha iyi anlaşırsınız. Genellikle bu tür bir iletişim; geçmiş yaşam bağlantılarının bir işaretidir. Bazı durumlarda böyledir, fakat muhtemelen geçmiş yaşam bağlantılarından daha çok fiziksel, duygusal, mantal ve/veya spiritüel düzeyde aurik desen benzerliğini vurgular.

Öte yandan, sizin auranızdan çok farklı frekansa sahip auralan olanlar vardır ki, bu durum, o kişiden anında hoşnutsuzluk, rahatsızlık, sıkıntı vb. duyma ile sonuçlanabilir. Çoğu zaman bu yansıtılan ve alınan ilk süptil izlenimler, diğer kişi ile auramzın titreşim uyumunu gösterir. Bu durum, her zaman diğer kişide yanlış bir şey olduğunu göstermez; daha çok bu noktada iki enerji alanının aynı titreşimde olmadığını gösterir. Her iki birey arasında başlangıçta uyumsuzluk olarak başlayan şey, uzun zamanlar boyunca birarada bulunduklarında bir uyum hâlinde gelişebilir. Bu durum, genellikle "zıtlar birbirini çeker" kavramına örnek teşkil eden bireyler söz konusu olunca geçerlidir.

2. Auranız, diğerlerinin aurik alanlarıyla etkileşimde olacaktır.


Aurarun güçlü elektromanyetik özelliklerinden dolayı sürekli olarak enerji verir ve alırsınız. Bir başka insanla her karşılaştığınızda bir enerji alışverişi oluşur. Siz onlara elektriksel etki verebilirsiniz, onlardan da manyetik etki alabilirsiniz. Ne kadar çok insanla ilişkide bulunursanız, o kadar çok enerji alışverişi oluşur.

Bu alışverişin farkında olmadığınız takdirde, gün boyunca birçok enerji atığı biriktirebilirsiniz. Farkında değilseniz, akşama doğru kendinizi tükenmiş hissedebilirsiniz, hatta kafanızın içinde yabancı fikirlere, düşüncelere ve hislere sahip olabilirsiniz. Hepimizin bir parça çıldırdığımızı düşündüğümüz günler olmuştur. Bunların sizinle hiçbir ilişkisi olmayabilir, daha çok günboyu karşılaştığınız insanlardan aldığınız enerji ile ilgili olabilir.

Hepimizin bir iki enerji tüketici tanıdığı olmuştur. Onlarla yüz yüze ya da telefonda konuşmak sizi yorgun düşürebilir. Kişi sizden ayrıldığında ya da telefonu kapattığında, sanki midenize yumruk yemiş gibi olursunuz. Bu tür bir alışveriş sağlıksızdır. Deneyimlediğiniz, auranızdan enerji sömürülmesidir. Son bölümdeki alıştırmalar, her gün auranızı dengelemenize, onu canlı tutarak, bu tür tek taraflı iletişimi engellemenize yardımcı olacaktır.

3. İnsanın enerji alanı hayvan, bitki, mineral ve diğerlerinin enerji alanları ile de etkileşebilir.


Bütün maddeler canlı ya da cansız, atomik yapılarından dolayı enerji alanlarına sahiptirler. Canlı olanları daha güçlü ve daha kolay saptanabilir fakat her ikisi de kendi bireysel enerji alanınızı güçlendirmekte kullanılabilir.

Doğa ile birlikte olmak auralanmızı arındırır ve dengeler. Bir ağacı kucaklamanın sağlık açısından iyi bir alışkanlık olduğunda büyük bir gerçeklik payı vardır. Ağaçlar dinamik enerji alanlarına sahiptirler ve insanların enerji alanları ile dinamik etkileşimde bulunurlar. Her ağacın, her insan gibi kendine özgü frekansı vardır. Bu nedenle değişik ağaçlar, değişik etkiler için kucaklanabilirler. Bir söğüt ağacının altında 5-10 dakika oturmak baş ağrılarına iyi gelecektir. Çam ağaçları, insan enerjisini temizleyici bir etkileşim yaratırlar. İnsan enerji alanlarından negatif duygulan, özellikle suçluluk duygularını emer ve dengelerler. (Çam ağacı bu işlemden zarar görmez, negatif enerjileri alırken, bunları âdeta gübre diye kullanır.)

80'lerde kristaller ve taşlar yeniden popüler olmuşlardır. Bunun sebebi elektromanyetik özellikleridir. Değişik kristaller ve taşların yaydığı enerji, insan enerji alanı tarafından kolayca emilebilir.

Hayvanların da sizi etkileyen auraları vardır. Evcil hayvanların yaşlılar ve hastalar üzerindeki etkileri açısından, ABD'nin değişik yörelerinde araştırmalar yapılmıştır. Hayvanları okşamanın tansiyonu düşürdüğü görülmüştür. Aurarun dengelenmesine ve fiziksel, duygusal, mantal ve ruhsal enerjilerin dengeli hâle gelmesine yardım eder.

4. İletişim ne kadar uzun süreli ve samimi olursa, enerji alışverişi o kadar büyük olur.


Aurarruz, iletişimde bulunduğumuzun üzerinde izini bırakacaktır. Bu; başka bir kişi, çevrenin bir bölümü ya da bir obje olabilir. İletişim ne kadar yoğun olura, iz o kadar güçlü olacaktır. Objeleri ve mekânları manyetize etmenize neden olan, auranızın elektromanyetik özelliğidir. Eğer her zaman belirli bir sandalyeye oturuyorsanız, oraya enerji izlerinizi bırakırsınız. O sandalye, sizin sandalyeniz olur. Eğer kendi odanızda büyüdüyseniz, odanızın ebeveyninizin ya da kardeşlerinizin odalarından başka bir duyguya sahip olduğunu bilirsiniz.

Auranız, çevrenizi sizinki ile uyumda olan bir desen ile doldurur. Birçok kişi, kendi yataklarından başka bir yatakta uyuyamazlar. Yabancı yataklar, onlara rahatlık sağlayan enerji modelleri taşımazlar. Yeni yataklara, giysilere, yeni bir eve ahşana dek geçen zaman, auranızın çevreyi ya da objeyi kendi enerji frekansınıza uyumlama ve manyetize etmesi için gereken zamandır.

Bir çocuğun battaniyesi ya da en sevdiği oyuncağı, çocuğun aura enerjisi ile manyetize olacaktır. Oyuncak ya da battaniye enerjiyi emer. Battaniyeyi ya da oyuncağı kucaklayarak, çocuk kendi temel enerji modeli ile iletişim kurar, dengelenir. Çocukların yorucu bir günün sonunda oyuncaklarını veya battaniyelerini kucaklayarak sakinleşmeleri bu nedenledir. Çocuklar oyuncağa ya da battaniyeye yüklenen enerji rezervlerini kullanırlar. Çocuklar, oyuncaktan ya da battaniyeleri yıkandığı zaman üzülürler, çünki yıkanan oyuncağa ya da battaniyeye depoladıkları enerjinin temizlendiğini algılarlar.

Meditasyon ve dua battaniyelerinde ve şallarında da aynı ilke geçerlidir. Onlar meditasyonun ve duanın belli bir frekanstaki enerjisi ile doludurlar. Bu nedenle, her kullanılışlarında, daha çok enerji yüklenirler ve onlan kullanan birey için meditatif durumda olmak ve bu durumda kalmak daha kolaylaşır.

Belirli enerji modellerine ne kadar çok maruz kalırsanız, onlardan daha çok etkilenirsiniz ve onlar da sizden daha çok etkilenirler. Eğer bir diğerinin enerji alanı daha güçlü ise, kolaylıkla sizi kendi frekansına çekebilir ya da tersi olabilir. Bu nedenle "yaşıt grubu baskısı" denilen şey güçlü bir etkidir. Bütün grubun enerjisi bireyinkinden daha güçlüdür. Grupla birey arasındaki iletişim ne kadar çok olursa, bireyin aurası grubunki ile daha çok uyum içine girecek ve ortak özellikler yansıtacaktır.

Cinsel eylem gibi yakın ilişkiler, bireylerin aura enerjilerini çok karmaşık hâle gelene dek birbirine dolayabilir. Cinsel eylem, kişiler arasında güçlü ve samimî bir aura enerjisi alışverişi yaratır. Bu tür enerji birleşimleri ve atıkları, eylem sürecinden daha uzun süren zamanlar boyunca etkisini sürdürür.

Bu süreç, kolayca ve çabukça temizlenemez ve dengelenemez. Kendinizi nasıl inandırırsanız inandırın, "bir kerelik seks" diye bir şey yoktur. Dolayısıyla rastgele cinsel ilişkide bulunan biri, bir sonraki ilişki öncesinde enerji bağlantılarını koparmadıysa ve arınmadıysa, çok süptil düzeylerde birçok kişinin enerjileriyle dolaşık hâle gelecektir.

Başka birisiyle ilişki ne kadar uzun ve samimî olursa aurik alanlarının etkileşimi daha güçlü ve süptil olacaktır. Ebeveynler (özellikle anneler) yaşamları boyunca aura enerjilerinin hiç değilse bir kısmını çocukları ile paylaşırlar. Güçlü birlikteliklerde bu enerji paylaşımları dinamiktir. Ölümlerden sonraki yasın bir bölümü, yitirilen bireyin enerjisinin, paylaştığı kişilerden ayrılması ile ilgilidir. İlişki ne kadar yakın ve samimî olursa, bu ayrılma o kadar uzun bir süreç alabilir. Çok yakın ilişkilerin bulunmadığı ailelerde bile, yitirilen kişinin enerjisi fizik hayatta kalanlardan çekilirken büyük bir boşluk duygusu olarak hissedilecektir.

5. Aura ve auradaki değişiklikler, bireyin fiziksel, duygusal, mantal ve ruhsal özelliklerini yansıtır.


Renkler ve renklerin parlaklığı, auranın büyüklüğü ve biçimi bireyin iyi durumda olduğu ve sağlıklı olduğu konusunda bilgi verir. Aurayı görmek işin kolay yanıdır. Gördüklerinizi yorumlamak, yani aurayı okumak ise daha zordur.

Genel olarak, zayıf bir aurik alan sizi dışsal etkilere daha açık hâle getirir Bu hastalıklardan tutun da duygusal/mantal dengesizliklere açık olmaya kadar değişebilir.

İyi bir örnek, büyük ofis ortamıdır. Dinlenmişseniz, ofis içindeki gürültüler -daktilo ve diğer ofis araçlarının gürültüsü sizi rahatsız etmez. Onları kolayca tolere edebilirsiniz. Günün yorgunluğu çöktükçe enerjiniz azalır ve auranızın titreşimleri düşer. Bu durumda çevredeki gürültülerden daha kolay etkilenir hâle gelirsiniz. Gürültüler sizi rahatsız eder. Aurik alanınıza nüfuz ederler, dengesizlik ve rahatsızlık yaratırlar. Bunun ne kadar farkında olursanız, auranızı dengede tutmak ve korumak o kadar kolaylaşır.

Her güçlü bir duygusal tepki verdiğinizde, buna bağlı olarak auranızda bir değişim olur. Bu değişim auranızın rengini, biçimini ya da diğer özelliklerini etkileyebilir. İçinde bulunduğunuz etkinlikler auranızda yansımalar bulur.

Renkler ve yoğunlukları gün boyunca dramatik biçimde değişebilir. Her şey yaşamınızın nasıl gittiğine ve ne olduğuna bağlıdır. Çoğunlukla bir ya da iki renk titreşimi daha uzun süre kalabilir. Bunlar, içinde bulunduğunuz aktivitelerin bir tür haritasını yansıtabilirler. Bu renkler, bir aydan bir yıla kadar olan dönemleri yansıtabilirler. Rengin miktarı, bu çizgiler boyunca bir barometre etkisi yaratabilir.

Ted ANDREWS - Aura - yayınevi:Meta

Bioenerji nedir ? bioenerjiyi herkes yapabilir mi?


Bioenerji Nedir?

Bioenerji Nedir?

Evrende herşey enerjidir. Evrendeki herşeyin özü kuant dediğimiz enerji zerrecikleridir. Gördüğümüz, algıladığımız canlı cansız herşey kuant dediğimiz enerji zerreciklerinin belli sayılarda yoğunlaşmasıdır.

Evren bir enerji okyanusudur. Nesneler arası boşluklar dediğimizde enerjidir. Sürekli titreşim halinde olan kuantlar özel programa organize olup şeyleri oluşturur. Vücuda gelen oluşumları biz isimlendiririz. Beş duyu ile algılayabildiklerimiz kadar, duygu ve düşüncelerde enerjidir. Onların titreşim sayılarının yoğunluğu, niteliğini ve kalitesini belirler.

Bizlerde belli titreşimlerin "kan-kemik-kas-sinir-doku vs." birleşimi ile organize olmuş enerji varlıkları olduğumuz kadar bizi canlı kılan özel bir enerji sistemi ile donanmış durumdayız. Evrensel enerji ile sürekli bağlıntıda olan ve ondan beslenen vücudumuzdaki enerji sistemimiz özgün bir yapı oluşturur.

Vücudu kan damarları gibi saran "nadi" dediğimiz enerji kanalları ile bu enerji dolaşır. Belli şekillerde enerji meridyenleri oluşturur. Bu meridyenlerin başlangıç ve bitiş noktaları, özel enerji tetikleme noktaları olduğu kadar, enerji beslemesi yapacağı organ ve sistemleri işaret eder.

Evrendeki herşeyde olduğu gibi bizimde bir manyetik alanımız vardır. Biz ona AURA diyoruz. Auramız bireysel enerjimizin evrene açılan yanıdır. Değişik katmanlardan oluşmuştur. Kadim bilgilerden, bu günkü bilimin ışığında yeniden değerlendirmelerimizle bunun 8-9 katman kadar olduğu bilgilerine ulaştık. herbiri özgün renk ve yoğunluğa, akışa sahip olan aura katmanlarının, bizim enerji kalitemize ve onu kullanabilme yeteneğimize göre(bilinçli veya bilinçsiz) bütün evreni kaplayacak bir enerjidir.



Peki bioenerjiyi herkes yapabilir mi? Ya da bionerji herkeste var mıdır?
Bana görede herkeste bu mevcut enerji var ancak hastalandigimiz yüzünden enerji seviyemiz çok düsük oluyor ben aylar önce ilk basladigimda egitmenimde bendeki durumun cok kötü oldugunu söylemisti zamanla calistikca elimdeki hic hissetmedigim enerjide net bir sekilde hissedilebilir oldu baskalarina yaptigimda ısı ,vucutta hareket hatta ses olarak hissedilebilinir oldu bu somut olayları görünce kişi ister inansın yada inanmasın bioenerjinin gerçekliği konusunda şüphe kalmıyor.

Sizde kendi kendinize enerjiyi aktive etmek isterseniz iki elinizi sürtün daha sonra iki elinizi yavas yavas birbirne yaklastirip cekin bu 3-4 santimle baslayip zamanla daha gelistirilebilirsiniz.Ayrıca reiki pozisyonlarinda elinizi vucudunuza koyup 10 dakika bekleyebirsiniz.Sadece elinizi koyun zaten sizde azda olsa enerji elllerinizde olabilr konstre olmadan sadece kafanizi bosaltmaya calisabirsiniz.Enerjiyi hissetmeye calsin

Bol bolda nefes egsersizi yapin ,konuyu bilen bir kişiden ögrenmek için reiki egitimyle baslamanizi öneririm ,bu önerilerde özellikle organ bekleyen insanlara en azindan mevcut durumu korumak bağışıklık sistemini güclendirmek için öneririm diğer gelismeler tamamen size kalmistir. ayrica böbrek eneri uygulamalar
ve tamamlayıcı tıp bölümünü okuyun diyerekten

Dr. Yegane Mutlu'nun bioenerji konusu hakkinda yazisini eklemek istiyorum:



-Bionerji herkeste az veya çok vardır. Ancak, bionerji verecek olan insanın bu enerjisinin, vereceği insandan çok daha fazla olması gerekir.

-Bionerji azaldığı zaman ne gibi arazlar ortaya çıkıyor?
-Herşeyden önce vücut direnci zayıflar ve bağışıklık sistemi bozulur. Bu durumda klasik tıp, genelde organik bir bozukluk bulamaz ve yapılan tahliller ve röntgenler de temiz çıktığı için, doktorlar tarafından olay, psiko-somatik yani "sinirsel" diye tanımlanır. İşte bu durumda, devreye bioenerji girer.

- Bioenerjide yaş sınırı var mı? Örneğin çocuklara yapılabilir mi?

-Böyle bir sınır yok. İhtiyacı olan herkese ister 7 yaşında olsun, ister 70
kanserli olmamak kaydıyla herkese yapılabilir.

Çin tıbbına göre vücut enrjisinin bozulmasında başlıca etkenler aşırı sıcak ya da aşırı soğuk hava, mikroplar, stres, aşırı heyecandır. Uzun süren stresler enerji dengesini bozduğu gibi, moral bozukluğu, sinirlilik hali ve ağrılar ortaya çıkıyor. Eğer arabanız derin bir çukura düşerse, boynunuzda meydana gelen ani bir hareket ile akım yolu kapanıyor. Bir de tek taraflı ağır kaldırmak iyi değildir. Çocukların sürekli taşıdığı ağır çantalar gibi…
________________________________________________________________

-Siz aslında dahiliye uzmanısınız. Bu konuda hiç çalışmalar yaptınız mı?Bu
daldan ayrılmanızı aileniz nasıl karşıladı?

- 3 yıl kadar iç hastalıkları uzmanı olarak çalışmama rağmen sonra ilaçla tedaviyi bir kenara iterek alternatif tıba döndüm. Ailem klasik tıp doktoru oldukları için bu tedaviye pek sıcak bakmasalar da, engel olamadılar.



[b]- Hangi hastalıklar için geçerli, kist kanser ya da felç için konuşabilir miyiz?Tedavi ne kadar sürer ve yılda kaç kez gerekiyor?

-En çok faydalı olduğu hastalıklara gelince; bunlar boyun, sırt, baş ve bel ağrılarıdır. Psikolojik olarak da; yorgunluk- bitkinlik, depresyon, uyku bozuklukları, sinirlilik hali ve aşırı strestir.Genelde tedaviler 3-5 seanstır. Her yıl 3 seans almakta yarar vardır. Ancak şunu belirteyim ki; ben enerji yükleyerek sizin vücut direncinizi arttırıyorum. Yani bağışıklık sisteminizi güçlendiriyorum. Dengeyi ise; yine siz sağlıyorsunuz.

Ayrıca burada bioenerji ile birlikte akupunktur da uyguluyorum. Çünkü, yalnızca bionerji ihtiyacı olan insan sayısı fazla değildir. Bioenerji ile enerji kanallarını açarız. Sonra kronikleşmiş ağrıların tedavileri için bunun yanı sıra akupunktur iğneleri kullanıyorum.

Dr. Yegane Mutlu, hümanist olduğu kadar, insanlara kendini adamış bir kadın. Tek dileği Türkiye'deki klasik batı tıbbının yanı sıra, doğal tıbbın da gelişmesi ve bir "Alternatif Tıp" merkezinin oluşması. Asla klasik tıbba karşı değil. Sonuçta o da bir doktor. "Kim başarılı olursa, o tedavi etsin"diyor. Ama yeter ki tedavi etsin. Para düşünmeden, sahtekarlığa kaçmadan…

Dr. Mutlu "Kanserli vakaları" hücrelerde kontrolsüz büyüme olduğu gerekçesiyle almıyor. "Çünkü, size enerji yüklüyorum. Bioenerji de bir stimülasyon. Denetim altına almazsanız, ur elbette daha büyüyecektir" diyor.

Bunun dışında sinir kesikse yani felç durumu varsa ve bir de artroz gibi yerleşmiş ağrılar ve deformasyon varsa almıyor.

Sonuç olarak biz; "Stresle enerjimizi tüketiyor ve aldığımızdan fazlasını kaybediyoruz. Yine de aklımızda olsun. Ani bir stres, ya da ani bir büyük üzüntüyü geçiştirsek bile… Farkında olmadan bizden çok, ama çok şey götürüyor… Bu nedenle bioenerjiye ihtiyacımız olabilir. Tabii inanıyorsak. Aksi takdirde doktoru yormanın da bir anlamı yok.

Dr. Yegane Mutlu
http://207.158.225.96/best/saglik/alternatif_tib.htm

Biyoenerji Hakkında Sorular
İnsanlığın varoluşundan beri mevcut olan zaman zaman eski uygarlıklarda keşfedilen daha sonra orta çağda kaybolan ve günümüz dünyasında yeniden keşfedilen bioenerji
Gercekten bioenerji dediğimiz herkesin ellerinin altında akan bir güzel.fakat stresten negatif düşüncelerden , yani enerji meridyenlerinde tıkanikllardan dolayı cok düsük seviyede olduğundan ilk zamanlar hissedemeyebirsiniz.
Düşük frekansta olan enerjinizi kısa zamanda yükselterek akışı sıcaklık ve hissedilebilir ölçüye getirebirsiniz.Bunlar öyle çok üst düzeyde ruhsal gelişmeye gereksinim duymadan sabır çalışma ve sevgiyle kısa sürede ilerleyebirsiniz.
Bir baska forumdan konuyla iligli bir yazi veriyorum ayrica orada denildigi gibi sadece elinizi vucudunuza koymaniz yeterli ama daha sonrasinda sabir ve calisma gerektiriyor
Çalışmada ilk basta iki elinizi birbirne sürtüp birbirine yaklastirip cekin daha aradaki enerjiyi hissetmeye calisin bol nefes egsersizleri ve kafanizi bosaltmaya calisabilrsiniz ama enerjiye cok ta zorlayarak konstre olmanıza gerek yok zaten elleriniz zamanla siz başka sey düsünseniz bile ısınabilr.Pozisyonlarda bunlar Tabiki böyle olabilecekken yine bir reiki eğitmeniyle başlamanız tavsiye edilir.Egitmenden enerji daha yüksek frekansta olduğu için sizdeki tıkali yerleri acarak elinizden kolayca enerji akışının akmasına yardimci olur.


http://www.uzmantv.com/konu/biyoenerji-tedavisi izleyebirsiniz.

SORULAN PEK ÇOK SORU VAR?

1-BİOENERJİ KİŞİ DE DOĞUŞTAN MIDIR?
2-BİOENERJİ AKTARIRSAM NEGETİF ENERJİ KAPARMIYIM?
3-NEREDE VE KİMDEN SAĞLAM BİR ŞEKİLDE BİOENERJİ EĞİTİMİ ALABİLİRİM?
4-BU KONUDA RUSYAYAMI,HİNDİSTANA MI YOKSA FİLİPİNLERE Mİ GİTMELİYİM?
5-YOKSA TÜRKİYEDE BU KONUYA VAKIF OLUP DA EĞİTİMİNİ VERENLER VAR MI?
6-BENİM ELLERİM BAZEN ISINIYOR,YANIYOR,BAZENDE ELEKTİRİK ÇARPAR GİBİ OLUYOR,BUNLAR BİOENERJİ OLDUĞUNA MI DELALET?
7-BİOENERJİ EĞİTİMİNİ ALIR ALMAZ TEDAVİ YAPABİLİRMİYİM?
8-ÜLKEMİZDE PEK ÇOK ÖZELLİKLE ORTA ASYADAN GELME ŞARLATANLARDAN NASIL KORUNABİLİRİM?

Bio enerji çok basit yaplılan bir işlemdir...Adı üstünmde Bio Biyolojimiz enerjide enerji yani vucudumuzdaki enerjinin aktivasyonunu saglamak.... şiimdi sorularını yanıtlıyalım .....

1.Evet Bio enerji kişde doguştan vardır herkes bio enerji uygulayabilir egitim almadan dahi uygular yeterki vucudundki enerjiyi aktive etmeyi bilsin....

2.Hayır Negatif almssın yeterki enerjiyi veririken negatif olma....karşdaki kişye enerji aktarırıken bu çok önemli tamamen niyetle ilgilidir....

3..Bence egitim almsanda olur,bir sürü paralar harcayarak aldıgın egitimi eğer bir şifacı olacaksan bu işi para ile yapacaksan tekniklerini ögrenebilirsin, yoksa elleirni harekete geçir ve çakralarını aktieve et yeter. kendine şifa verebilirsin....

4...Yapma arkadaşım ya yunusun bir sözünü hatırlatayım size Ne ararsan kendinde ara mekke de haccda degil. bunun için bilmem ne yabancı ülkelere gitmeye gerek varmı internetten oku çakraları reiki nasıl aktarımı nasıl olur. kendinde yapabilirsin yeterki fiziki bednini tanı bilinç altını harekete geçir....

5...Elini uzatsan egitmen var türkiyede yeterki gönül dostu pozitif bir egitmen bu sitede bile bu konuda egitim veren arkadaşlarımız var...

6...Evet evet evet bu bio enerji işte bak ne güzel o ısınan güzel ellerinizi koyun agrıyan yerinize......tamamdır işlem..

7...Bence Türkiyede yaplıan seminerler bir günde ögrenebilirsin....

8...İç sesine sor bence iç sesin seni dogru yere götürür.

Teşekkürler ben almıyayım çünkü buarada o kadar güzel ögerendimki bu işi gözümle bile şifa veriyorum....yani basit diyorum sadece niyet yeterli bu işi 6 yıldır profosyenelce yapıyorum egitimim buradan aldım ve okudum çok okudum kendimi yetişdirdim. hala amatör ruhla çalışıyorum. Güzel türkiyemin o kadar güzel egitmenleri varki bilseniz.........

alintidir


Konuyla ilğili başka sorunuz varsa banada sorabirsiniz : )
bioenerji konusunda Bioenerjist Murat soyerin yazilarini okumanizi tavsiye ederim http://www.bioenerji.org/murat_soyer.htm en azindan işin bilimsel olduğunu görüp önyargılarınızı bir yana birakabilmenizi sağlar : )


İÇİNİZDEKİ UYUYUNAN GÜZELİ UYANDIRIN-

İÇİNİZDEKİ UYUYUNAN GÜZELİ UYANDIRIN- NTV-MSNBC-4 Şubat 2003

Doğal ilaçlara ve doğal iyileştirme yöntemlerine dayanan tıbbın kökeni insanlığın ilk dönemlerine, milat öncesi dönemlere kadar uzanmakta. Hatta denebilir ki, ilaçların laboratuarlarda sentetik olarak yapılamadığı, tıbbın teknolojiyle işbirliği içinde olmadığı zamanlarda zaten böyle bir tıp mevcuttu.

Davud İbrahimoğlu; İstanbul’da yaşayan Azerbaycan doğumlu bir bioenerji uzmanı. Hastalarını iyileştirmek için alternatif tıp uygulamalarını kullanan uzman doktor psikoloji ve aile sosyolojisi eğitimini İran-Tebriz ve İstanbul Üniversitelerinde tamamlamış. Bioenerji ve hipnoz eğitimini ise Hindistan ve Azerbaycan’da görmüş.

Aynı zamanda ‘Akademik Aile Psikolojik Danışma Merkezi’nin kurucusu ve sorumlusu olan psikolog doktor ve pozitif düşünce uzmanı İbrahimoğlu, burada alternatif tıp uygulamaları olan pozitif psikoterapi, cinsel terapi, hipnoterapi, imajinasyon, aromaterapi, bioenerji ve masaj tedavisi hizmetleri veriyor. İbrahimoğlu’nun şu an yayıma hazırladığı ‘Şifanın Dinamik Kanunları’ kitabından önce Ege-Meta yayınlarından çıkmış ‘Eski Çin Bilgeliği’ isimli bir kitabı da bulunuyor. Bioenerji ve Manyetoloji Bilimleri Tanıtma ve Yayma Derneği (BİMAD) kurucu üyesi ve başkanı da olan İbrahimoğlu’ya, sıkça tartışılan alternatif tıbbı ve bu kapsamda yer alan uzmanlık dalı bioenerji uygulamaları hakkında sorular sorduk.

Tedavide kullandığınız tıbba, ‘Alternatif Tıp’ demek ne derece doğru?

Biz artık alternatif kelimesini kullanmıyoruz. Bu ikinci bir yol anlamına gelir halbuki ikinci değildir. Biz şu anda buna; tamamlayıcı tıp, İngilizcesiyle ‘complementary medicine’ veyahut da destekleyici tıp diyoruz. Bunun manası şudur. Hasta kişi tedavi için bir yol seçiyor ve onu izliyor. Biz bu noktada ona, ‘o yolu bırak’ demiyoruz. O yolu tamamlayabilecek başka bir yol daha olduğunu işaret ediyoruz. Hastaya ‘bak bu yol da var’ diyoruz.

O halde neden yaygın olarak alternatif tıp ibaresi kullanımda?

Yıllar önce bazı hastalıklar karşısında klasik tıp tümüyle çaresiz kalıyordu ve iyileştirme için alternatifler aranıyordu. Bu arayış sırasında doğal tevadilere yönelme oldu. Bu alternatif kullanımı da öylece kaldı. Oysa artık başlı başına tamamlayıcı konumda. Bir örnek vermek gerekirse; Amerika’da bir cerrah bir kalp ameliyatı yapıyorsa, kendisi tamamiyle klasik tıp uygulamalarından yararlanıyor. Ama 12 kişilik ekibi içerisinde renk terapisi, masaj terapisi, aroma terapisi uygulayanlar var. Bu kişiler yapılan işi tamamlıyor, destekliyor. Burada buna alternatif demek manasız.

Bioenerji nedir, hastalıkların tedavisinde etki alanı nedir, nasıl uygulanır? Hastalıklara göre bir iyileşme zamanı takvimi verebiliyor mu?
Enerji, hareketin görünmeyen şeklidir. ‘Bio’ hayat demektir. Bioenerji de hayat enerjisi anlamına gelir. Genel olarak, bütün canlıların içinde var sayılan iyileştirici bir güçtür. Çünkü bu pozitif halde gelir. Ben bu tedavi yöntemini hafif psikolojik rahatsızlıklarda uyguluyorum ve olumlu sonuçlar da alıyorum. İyileşme ise, hastadan hastaya, hastalıktan hastalığa, inançtan inanca farklılık gösteriyor. Tedavilerde yalnızca bioenerjiyi ele almayıp öteki tamamlayıcı tıp öğelerinden de faydalanıyoruz. Örneğin şifalı bitkiler, masaj uygulamaları, imajinasyon. Bu geniş yelpazede, kısa zamanda cevap alınıyor. Uygulama ise, başa, omuza ya da sırta dokunarak yapılabiliyor. Bazen ayaktan, bazen uzaktan enerji veriyoruz. Özetle farklı enerji mekanizmaları en uygun yükleme şekli saptandıktan sonra hastaya uygulanır.

Bedensel rahatsızlıkların yanı sıra ruhsal şikayetlere de çözüm sunuyor mu tamamlayıcı tıp kapsamındaki bioenerji tedavisi?
Kesinlikle. Psikolojik rahatsızlıklarda daha etkili bir yöntem. Çünkü amaç zaten; kişinin içindeki şifa sitemini, enerji gücünü açığa çıkartmak. Biz kimseye hazır balık vermiyoruz. Balık tutmayı öğretiyoruz. Herkesin içindeki şifa gücü ‘uyuyan güzeli' uyandırıyoruz. Böylelikle hasta artık kendi kendine şifa verebilir hale geliyor.

Türkiye’de, tamamlayıcı tıp alanında resmi bir eğitim enstitüsü ya da tıp fakültelerinde temsilci bir kürsü var mı?
Hayır yok şu anda. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde iki sene önce bir akupunktur araştırma birimi kuruldu. Yeditepe Üniversitende ise hipnozla diş tedavisi uygulayan hipnodonti bölümü açıldı. Ayrıca biz BİMAD(Bioenerji ve Manyetoloji Bilimleri Tanıtma ve Yayma Derneği)’ın tüzüğü gereğince, açık bir ifadeyle YÖK’ün de izni de olursa bir enstitü kurmayı planlıyoruz. 2004’ün ilk ayları içinde İstanbul’da 1. Uluslararası Tamamlayıcı Tıp Kongresi düzenleyeceğiz. Burada önemli olan zeminin hazırlanması. Bizim amacımız bu olayları üniversite çevrelerinde yaygınlaştırmak. Bu tamamen gerçekleşirse Sağlık Bakanlığı da gerekli bütün onayları verir.

alintidir

Hastalığın kaynağı, anlamı ve katkısı

Hastalığın kaynağı, anlamı ve katkısı
Güngeçmiyor ki ortaya bir kronik hastası çıkmasın ve önlenemez bir şekilde bebeklerden yaşlılara artıp duruyor.peki ya neden son yillarda büyük artış başladı 40.000 den fazla olan bu sayi neden oluyor.Tabiki stres ve üzüntü en önemli şey fakat dış etkenler o kadar artti ve doğal olmayan etkiler çoğaldiki ,stres ve üzüntüyle enerji dengesi zayiflayan bedenlerimiz hergeçen gün hasta oluyor.İşte bu konuyla ilgili bir yazı buldum gerçekten önemli ,Çözüm ise biran önce kişisel şifa gücümüzü keşfederek,ellerimizi bedenlerimize koyarak nefes tekniklerini öğrenmenin yanında, bizleri hasta eden faktörleri bulmalı ve onlara engel olmalı,unuttuğumuz doğal yaşama geri dönmeliyiz derim : )

Hastalığın kaynağı, anlamı ve katkısı

Kendinizin ve çocuklarınızın sağlığını ve geleceğini korumak için ilk önce ve en acil olarak yapmanız gereken tüm tuvalet ve kozmetik malzemelerinizi kimyasallardan arındırmak, yiyeceklerinizi kimyasallar koruyuculardan temizlemek olacaktır. Sağlığınızı korumak kavramı bireysel organlar bazında değil bütünsel vücut ve ruh sağlığı olarak ele alınmalıdır. Vücudunuzun herhangi bir yerindeki ağrı ya da şikayetiniz sadece o bölgedeki tek bir problemden kaynaklanmaz. Bu tür hastalık belirtileri tüm vücudunuzun sağlık dengesindeki
bozulmaların bir sinyalidir. Ciddi ve ölümcül hastalıklar, örneğin kanser, kalp hastalıkları, romatizma benzeri hastalıkların önüne bu şekilde geçilebilir ve etkileri kolaylıkla azaltılabilir. Unutmayın ki vücudunuz belli bir yere kadar içinde biriken kimyasallarla baş edebilir, bunlara karşı koruma mekanizmasını kullanabilir. Ama 10-20-30 yıl boyunca biriken bu kozmetik ve gıda artıkları ve kimyasallar bir yerden sonra vücudunuzun direncini kırar, vücudunuz
bunlarla baş edemez hale gelir ve bundan sonra çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bu hastalıklar tek bir sebepten dolayı oluşmaz. Yıllarca biriken binlerce kimyasal maddenin kokteyl etkisiyle oluşturduğu ve doktorlar da dahil kimsenin sonucunu bilmediği belirtilere sebep olur. 40 yıl önce büyükanne ve babalarımızın hayatındaki kimyasalların sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek kadardı. Eski toprak deyimi ve onların tükenmez enerji ve dirençleri bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Son 40 yıl içinde inanılmaz teknoloji gelişimi sayesinde 80,000 'in üzerinde yeni kimyasal madde ile vücudumuzun ve hayatımızın tanıştığını biliyor muydunuz? Kullandığımız kozmetikler; gıdalardaki koruyucu, raf ömrünü uzatıcı, doğal olmayan maddeler; hava kirliliği, egzos dumanları, elektronik
aletlerin yaydığı radyasyon, ofis ortamlarındaki kirli hava....vücudunuz tüm bu etkenlere karşı ne kadar ayakta kalabilir sanıyorsunuz? Daha 30'lu yaşlarda vücudunuzun verdiği basit
sinyaller, daha sonraki yıllarda birden bire ortaya çıkan kanser,kist, tümörler uzaydan mı geldi? Yoksa tüm bunların Allah tarafından verildiğini ve kaderinize küsmekten başka çareniz olmadığını mı düşünüyorsunuz? Yıllarını eğitime, öğrenmeye ve insanlığa yardıma
adamış doktorların çabalarına saygı duymamak imkansız. Ama unutmayın ki, doktorlar ve ilaçlar hastalandıktan sonra sizi tedavi etmek amacını taşır. Asıl amacımız sağlıklı kalmak ve böylelikle herhangi bir ilaca ya da tedaviye ihtiyaç duymamak olmalıdır. Dikkate almanız
gereken şu; ilaçlar da birer kimyasal bileşim, çoğu ilaç doğal değildir, eski Mısır yöntemlerini uygulamıyorsanız hiçbiri ağaçta tarlada yetişmez. İlaçların amacı şikayetlerinizi hafifletmek ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlamaktır. Ama mucize ilaç diye birşey yoktur. Eğer sizi tamamen iyileştirecek, tüm şikayetlerinizi hastalıklarınızı temelli olarak ortadan kaldıracak bu mucize ilaç bulunsaydı, bugün milyarlarca dolar büyüklüğündeki dev ilaç firmalarının hepsi batardı. Eğer siz hasta olmazsanız, bu ilaç şirketleri nasıl ayakta kalır sanıyorsunuz? Peki gerçekten amaçları bu mucize ilacı bulmak mı sizce? Mucize ilaç bir gün bulunacak mı?
Bir hastalığı veya şikayeti kimyasal bileşimlerle ya da toksik maddelerle tedavi etmeyi ummak hayalperestlik olur. Bu maddeler şikayetlerinizi dindirir ancak çoğu tedavi etmez. Üstüne üstlük vücudunuzdaki kimyasal artıkları daha da artırarak, direncini
zayıflatır, bağışıklık sisteminizi köreltir ve vücudunuzun doğal savunma mekanizmasının çalımasını engelleyerek hastalıklarla savaşma yeteneğimizi öldürür. AIDS hastalığını ele alın. Çoğu AIDS hastaları bu hastalığın kendisinden değil, hastalığın şikayetlerini azaltmak
için kullanılan inanılmaz miktardaki haplar yüzünden ölmekteler. Tabii ki ilaç kullanmayan da sonuçta bu hastalıktan ölüyor. Ama çaresi olmayan bir hastalığı "tedavi etmek" bahanesiyle yüzlerce değişik ilaç kullandırıp milyarlarca dolar kazanan ilaç firmalarını
düşünün! Peki ne yapmalı? Kullandığınız her ilaç sizi bir başka ilaca yönelmeye itecektir. Hastalığınız gerçek anlamda hiç iyileşmeyecek ve her geçen gün şikayetleriniz artacak ya da vücudunuzun farklı bir yerinden hastalık sinyalleri alacaksınız. Doğada yaşayan hayvanlar
niçin hastalanmıyor ve ilaç kullanmıyor; neden evde beslediğiniz hayvanlar hastalanıyor ve veterinere ihtiyaç duyuyor? Doğa hepimize mikroplarla, hastalıklarla savaşma gücünü verdi. Bu gücü kimyasallarla, toksinlerle zayıflatıp yoketmediğiniz sürece hastalıklara karşı mücadele edebilir; hastalıksız, dirençli, sağlıklı, ilaçsız, kimyasalsız bir yaşam sürdürebilirsiniz. Tabii ki bir kez hastalığın kucağına düştüyseniz, teknoloji ve tıp emrinize
amade ve iyileşmek için bunları kullanmalısınız. Hastalıklar hep varolagelmiştir ve adı, çeşidi değişerek ve gelişerek varolmaya devam edecektir. Ancak bizim hedefimiz hastalanmamak, hastalıkları doğal yollarla engellemek ve bu sayede direnç mekanizmamızı ayakta tutmak
olmalı. Vücudunuza bir şans verin. Onu ilk anda ilaçlara boğmak ve uyuşturmak yerine, kendi haline birakın, sağlıklı yemek yiyin ve gerekli vitaminleri ve besinleri doğal yollardan alarak vücudunuzun doğal direncine yardımcı olun. İnsan vücunun ne kadar güçlü, ne kadar dayanıklı olduğuna inanamayacaksınız. İlaçlar olmasa bunca hastalık neyle tedavi olur diyeceksiniz. Eğer tüm hayatımız ve sağlığımız ilaçlara bağlı olsaydı, ilaçlar icat edilmeden milyonlarca yıl önce yeryüzünde hayat çoktan bitmiş olurdu. Kalp hastalıkları, kanser daha
20. yüzyılın başında son derece nadir hastalıklardı! Son yüzyılda inanılmaz bir hızla gelişen ilaç ve kozmetik endüstrisi ve gıdalarda kullanılan koruyucu maddeler beraberinde yüzyılın hastalıklarını da getirdi. Aritmik kalp atışları, kronik yorgunluk, yüksek tansiyon, damar tıkanıklıkları, nefes darlığı, kas, sırt ve bel ağrıları, hafıza zayıflığı, stresle ilgili tedirginlik ve mutsuzluk, depresyon, ani sinirlilik, enerji eksikliği, her türlü kist, tümör ve kanser hastalıkları....
İşte uzun ve sağlıklı bir yaşam için yapmanız gerekenler:
Bu önerileri uygulayın, hem ömrünüz uzasın hem de gıda, kozmetik ve ilaç masrafınız azalsın!

1) Gıdalarınızı arındırın! Vücudumuza giren kimyasal maddelerin büyük bir kısmı gıdalar yoluyla alınıyor. Katıklı, koruyuculu, sentetik maddeli, boyalı, yapay gıdaları evinize
sokmayın, çocuklarınıza yedirmeyin. Kimyasal tarım ilaçlarıyla sıvanmış gıdaları minimuma indirin ve mümkün olduğunca organik yani hormonsuz, kimyasal tarım ilaçları kullanılmadan yetiştirilmiş sebze ve meyveleri tercih edin. Bu ürünlerin fiyatları bir maktar fazla olabilir ama ilaç masrafınızdan artacak parayı unutmayın!

2) Kozmetikleri kaldırın, doğal ürünler kullanın! Etiketinde doğal yazan her ürüne inanmayın, elinizi attığınız her ürünün arkasını çevirip etiketini okuyun. Doğal ürün demek doğada ağaçta tarlada yetişen ürün demektir ve bunların isimleri açıktıri herkesçe bilinir. Eğer okuduğunuz etiketteki hiçbir kelimeyi anlamıyorsanız, bu ürün muhtemelen bir kimyasal kokteylden başka birşey değildir! Kansere
yolaçtığı kanıtlanmış belli başlı birkaç maddeyi içeren ürünlerden kaçının; örneğin Sodium Laurel Sulfate, Propyl Paraben, Dimethicone....bu zararlı maddelerin tam listesi bir sonraki
sayfamızda. Aşağıdaki linke tıklayın. Kozmetiklerdeki bu kimyasallar cildiniz üzerinden vüzudunuza girer ve orada birbiri üstüne yığılarak bekler. Ta ki vücudunuz bunlarla ne yapacağını bilemeyip, ciddi bir hastalık şeklinde üstünden atmaya kalkana kadar. Ortalama bir kişi ömrü boyunca toplam 200 kg'ın üzerinde kimyasal toksini kozmetikler yoluyla alır ve bunlar yıllar sonra kanser hastalıklarına yolaçar.

3) Taze, işlenmemiş, katıksız, uzun süre depolanmamış, dondurulmamış, içine bin türlü koruyucu madde eklenmemiş, mümkün
olduğunca "tarladan, ağaçtan" geldikten sonra üzerinde fazla işlem yapılmamış yiyecekleri yiyin.

4) Herhangi bir gıdayı yemeden, kozmetik ürünü kullanmadan, ilacı kullanmadan önce üzerindeki etiketi okumayı ihmal etmeyin. Bu etiketlerde her ne kadar kulağa yabancı bir
sürü teknik, kimyasal terim kullanılsa da, mutlaka kaçınmanız gereken 5-10 maddeyi aklınızda tuttuktan sonra bu etiketleri kolaylıkla anlamaya başlayacaksınız. Bu etiketler kanunlar gereği üretici firmalar tarafından doğru ve eksiksiz olarak tüketiciye bilgi vermek
amacıyla hazırlanır.

5) Tarih öncesi atalarımızın beslenmesini uygulayın! Binlerce yıl önce bisküviler, çikolatalar, hazır mikrodalga yemekleri, kızartmalar, ekmek, peynir, yağsız yoğurt,
şekersiz tatlandırıcı vb hiçbiri yoktu. İnsanlar doğada buldukları yiyecekleri aynen işlemeden tüketiyorlardı. Hiçbirinde kalp, damar, kanser hastalıkları ve diğer şikayetler yoktu. Sağlıklı beslenme için altın kuralınız şu olsun: Mümkün olduğunca doğadaki haline en yakın halindeki gıdaları tüketin. Bir elma, bir muz, bir demet salata, haşlanmış pirinç, fırında pişirilmiş bir patates, ağır ateşte pişirilmiş bir parça et veya balık, bir bardak süt, bunları yiyerek
asla kalp hastalığı ya da kanser hastası olamazsınız.

6) Güneşten korunun! Ama tamamen yoğun sentetik kimyasal maddelerle donanmış güneş kremleriyle değil. Güneşten korunmak için tonlarca güneş kremi sürüp güneş altında oturmak yerine bu kremleri kullanmayın ve güneşten fiziksel olarak kaçının. Gereksiz yere güneş koruma faktörlü bakım kremleri kullanmayın. Kışın bütün gün ofis içinde oturuyorsanız, güneş koruma faktörü kullanmanıza gerek yok.

7) Satın aldığınız her ürünün etiketini mutlaka okuyun! Bir süre sonra bu yabancı maddeleri anlamaya hatırlamaya başlayacak ve son derece seçici hale geleceksiniz. Hangi maddenin sizin için zararlı hangisinin yararlı oldupunu kendinizin ve ailenizin sağlığını korumak
için öğrenin. Bu site bu amaçla var. Bu temel prensiplere uyduğunuzda, eğer makul miktarlarda yemek yiyorsanız, kısa bir süre kilo vermeye başlayacaksınız ve vücudunuz doğal dengesine derhal kavuşacak ve çoğu sağlık şikayetlerinizin de azaldığını göreceksiniz.
Bu bir mucize değil, vücudunuz içindeki toksinlerden arındığı için, bize doğuştan verilen savunma ve kendi kendini tedavi etme gücüne yeniden erişecektir. Ürün etiketlerinde hangi maddelere dikkat etmeliyim? Yapay tatlandırıcılar Gıda üreticilerinin arkasına saklandığı en önemli hiledir. Kullandıkları çoğu kimyasal maddeyi tek tek listelemek yerine, yapay tatlandırıcı deyip geçerler. Bu yaptıkları yasal olarak uygundur fakat tüketici bilgilendirmesi açısından tamamen yetersizdir. Çünkü yapay tatlandırıcı olarak gruplanabilecek yüzlerce
sentetik kimyasal madde vardır ve etikette bu ibareyi gördüğünüzde tam olarak kaç değişik madde ve ne miktarda kullanılmış göremezsiniz. "E" rakamlı koruyucular, raf ömrü uzatıcı maddeler Yukarıda bahsettiğimiz yapay tatlandırıcıların hepsi bir çeşit sentetik yani insan yapımı kimyasal maddedir. Bu kimyasal maddelerin çoğunun kimya sektöründe bir sembolü, ya da bir "E" numarası vardır. Elinize aldığınız gıdanın etiketinde E rakamları varsa, bunlardan mutlaka kaçının. Bu E maddeleri tamamen yapaydır, ürünlerin raf ömrünü uzatmayı sağlar, içlerinde doğal ürün fazla olmadığı için tatlarını yapay bir şekilde zenginleştirir. Siz "doğala özdeş" çilek aromalı dondurma yediğinizi zannederken aslında çilek tadı veren sentetik kimyasal bir laboratuvar ürününden başka birşey yiyor olmaszınız. Gerçek bir çileğin sağladığı vitamin ve lifleri de almadığınız gibi, vücudunuzu gereksiz yere kimyasal bir maddeyle doldurmuş olursunuz. Bu yapay maddeler ve gıdalarda kullanılan
sentetik kimyasallar tamamen yasaldır, çünkü bunların kullanımına izin veren devlet kurumları, bu maddelerin sağlık üzerindeki etkisini "tek başına" inceler. Yani bir "E" maddesinin insan sağlığınıa tek başına ve tek kullanımda bir zararı olmayabilir. Ama
bir gün içinde bilmeden aldığınız yüzlerce değişik kimyasal maddenin üstüste yıllar boyunca kullanımının yarattığı "kokteyl etkisini" bugün hiçbir devlet kurumu bilmez ve bunu araştırmaya gücü, parası ve zamanı yetmez. Renklendiriciler Burada fazla söze gerek var mı?
Renklendiricinin adı bile kulağı rahatsız ediyor. İçinde doğal ürünler olmayan bir gıda ya da kozmetiğe kimyasal boyalarla renk katılması ne derece sağlıklı olabilir sizce? İşlenmiş Karbohidratlar Doğadaki karbonhidrat kaynağı gıdalar basit ve işlenmemiştir.
Örneğin, patates, kuru fasulye, mercimek hepsi zengin karbonhidrat içerir ve sağlığa son derece faydalıdır. Bol lif içerdikleri için sindirimi uzun sürer, sizi daha uzun süre tok tutar ve kalorileri daha uzun süre boyunca yakılır. İşlenmiş karbonhidrata örnek ise her türlü şekerli, tuzlu, beyaz unlu gıdalardır. Patates cipsi, kekler, bisküviler, işlenmiş karbohidrat gıdalarıdır. Bunların sağlığa herhangi bir pozitif katkısı yoktur. Sizi kısa bir süre tok tutmaktan başka bir işlevi olmadığı gibi, kan şekerinizin ani yükselmesine ve ardından ani düşmesine sebep olur. Bu yüzden de kısa bir süre sonra kendinizi öncekinden daha aç hissedersiniz. İşlenmemiş doğal ürünlere göre lif, vitamin, beslenme değeri bakımından size hiçbir yarar sağlamaz. Kalorileri çok yüksektir, içindeki yüksek yağ, şeker ve tuz sebebiyle hızla kilo alırsınız ve uzun vadede kalp ve damar hastalıklarına kadar gidebilir. Sebze bazlı işlenmiş yağlar Hidrojene sebze yağları olarak da adlandırılan bu yağlar, tüketiciyi en çok yanıltan maddelerden biridir. Herhangi bir kimyasal, tıbbi vb eğitiminiz yoksa, bizim gibi sıradan bir tüketici olarak sebze bazlı olduğu için bu yağların hayvansal yağlardan daha az zararlı olduğu
yanılgısına kolaylıkla düşebilirsiniz. Saf zeytinyağı haricindeki hemen tüm diğer sebze yağları, sebzelerin yüksek oranda ısıtılması ve işlenmesi sayesinde elde edilir. Bu işlenme süreci içinde yağın moleküler yapısı değişir ve doğal halinden bambaşka bir forma ulaşır.
Yeni haliyle vücudunuz bu yağı tamamen sentetik bir kimyasal madde olarak algılar ve yoğun bir şekilde işlemeye uğraşır. Bu süreç içinde siz her türlü şişkinlik, hazımsızlık, rehavet şikayetlerini çekersiniz ve sonunda damarlarınızda birikerek çeşitli hastalıklara neden olur. Bu yağların üretimi son derece ucuz olduğu için gıda firmalarınca yaygın olarak kullanılır. Herhangi bir marketin hazır gıdalar ve bisküvi-çikolata reyonunda gördüğünüz ürünlerin %99'u bu tür yağları içerir. Toksik kozmetikler İddia ederiz ki bugün girdiğiniz herhangi bir markette elinize alacağınız şampuanların hepsi ama hepsi şu maddeyi içerir: Sodyum Laurel Sulfat. Bu maddeden uzak durun! Kozmetik sektöründe kullanılan diğer kimyasal maddelerin
aksine, bu maddenin uzun süre kullanımının kansere yolaçtığı Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu FDA tarafından kanıtlandı ve açıklandı! Tabii ki bir kez kullanmakla bir şikayetiniz olmayacaktır. Ama düşünün ki 30 yıl boyunca bu maddeyi hergün kullanıyorsunuz, bunun haricinde yüzlerce başka madde vücudunuza hergün giriyor, üstüne üstlük sağlıksız bir beslenme rejimi izliyorsunuz. Birgün vücudunuzun bir yerinde kansere yolaçabilecek Radyasyon yayan elektronik aletler Cep telefonu, mikrodalga fırınlardan yayılan yüksek oranda radyasyon. Kanser hastalıklarına sebep olan ve kaçınılması gereken belli başlı
risk faktörleri

YEDİĞİMİZ GIDALAR:
Yapay tatlandırıcılar, kalorisiz şekerler, klorinli su, pişmiş kırmızı etteki heterocyclic amine.
KALITSAL FAKTÖRLER: Yakın ailede kanser hastalığı geçirmiş kişiler.
HORMONLAR: Doğum kontrol hapları, menopoz hormon hapları, hormonal hareketi artırıcı ilaçlar.
RADYASYON: Mikrodalga fırın, cep telefonları, cep telefonu anten kuleleri, X-ray gibi röntgen film çekimi, radyoaktif ürünler.
SİGARA: Akciğer kanserinin birincil sebebi. Fazla söze gerek var mı? ÇALIŞMA ORTAMI VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ: Asbestli ürünler, pasif sigara dumanı, kirli klimalar sayeisnde dolaşan mikroplar
AŞIRI KİLOLAR: Aşırı kilo.
KOZMETİK ÜRÜNLER: Anti perspirant deodorantlar, tamamen sentetik şampuanlar, kremler, florinli diş macunları, STRES: Aşırı stres vücudun gıdalardan gerekli vitamin ve mineralleri alma gücünü azaltır, bağışıklık sisteminizi güçsüzleştirir. Sizi virüslere ve
mikroplara karşı savunmasız hale getirir. Vücudunuz böyle zayıf bir sisteme bol yapay gıdalar ve toksinli kozmetikler de alıyorsa, hastalanmamayı beklemek mucize olur. Kullandığınız ürünlerde bu maddeler varsa, bunları hemen evinizden, kullanımınızdan çıkarın! Bu saydığımız kimyasal maddeler depolarda variller içinde saklanırken, üzerlerinde kuru kafa işaretleri ve tehlike uyarıları bulunur. Bütün varili işçemeyecek olsanız bile, büyük miktarlarda öldürü olabilecek bu maddeleri neden küçük miktarlarda da olsa kullanıyorsunuz? Bu maddelerinin çoğunun üzerinde ciltle direkt temastan kaçınınız ibaresi bulunur. Daha ne bekliyorsunuz?

alinti : http://www.sifaenerjisi.com/portal/index...63〈=tr
[Resim: reiki(1).jpg]

Bütünsel Şifa ?



[Resim: sifa2.jpg]

Bütünsel Şifa ?

Çeşitli konuşmalarda, hatta saygın dergi ve gazetelerde yayınlanan makalelerde bile modern tıbbın dışında kalan her türlü şifa verici çalışmaya “Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp” adı veriliyor ne yazık ki.

Her şeyden önce literatüre bu şekilde geçmiş olan tanımı hiçbir koşulda onaylamadığımı belirtmek isterim. Bana sorarsanız “Tababet İlmi” denilen şey tektir ve onun alternatifi olmaz. Söz konusu olan sağlıktır ve bu konu hiç de şakaya gelmez.

Buradaki “alternatif” sözcüğünü anladığım biçimde açmakta yarar görüyorum. “Konvensiyonel” ya da “Modern” Tıp dediğimiz şey, insanlığın ulaştığı yüksek teknolojinin de yardımıyla, her şeyden önce gelmesi gereken sağlık konusunda araştırmalar yapmakta ve özellikle teşhis ve ameliyatlar konusunda akla hayale gelmeyecek noktalara ulaşmaktadır.

Bana kalırsa, önemle üzerinde durulması ve olanaklar el veriyorsa çözüm üretilmesi gereken nokta, insanlara (hayvan ve bitkiler de buna dahil çoğu zaman) bir yandan sağlık kazandırırken, diğer yandan başka hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilen ve kimyasal yollarla elde edilen ilaçların kullanılmasıdır.

Benim anladığım biçimiyle, “alternatif” sözcüğü, bu kimyasal ilaçların yerine kullanılmaları önerilen bitkiler ve doğal minerallere gönderme yapmak adına kullanılıyor. Zaten işin özüne indiğinizde, bu kimyasal ilaçların da aslında bitkilerin, doğal minerallerin ya da başkaca doğal yardımcıların etkin maddelerinin ayrıştırılıp güçlendirilmesi yoluyla elde edildiğini görürüsünüz.

Yöntem, “filanca bitkide bulunan falanca aktif maddenin kimyasal yollarla ayrıştırılması, bilmem hangi maddeyle güçlendirilmesi ve daha aktif hale getirilmesi” biçiminde özetlenebilir.

Kimyasal yollarla elde edilen ve belki bazı sentetik maddelerle güçlendirilen bu ilaçlar, ne yazık ki -çoğu zaman- doğal yapımızla uyum sağlamamaktadırlar. Hemen her ilacın prospektüsünde “dikkat .......... yan etkileri olabilir” ya da “beklenmeyen bir etki görüldüğünde lütfen doktorunuza danışınız” uyarıları olmasının asıl nedeni budur bence.

“Modern Tıp” diye adlandırılan yöntem, “öncelikle semptomların giderilmesi” ve bu semptomların giderilmesinin “gerçek sağaltma” olarak kabul edilmesi temeline oturtulmaktadır.

Buna karşılık “Alternatif Tıp” dendiğinde akla, çeşitli bitki ve minerallerin dışında, “Akupunktur, Biyo-Enerji, Refleksoloji, Şiatsu” gibi fiziksel bedeni kullanarak, oradan enerji bedene ulaşmayı amaçlayan, kendi söylemlerine göre, “daha derin” çalışan sistemler anlaşılıyor.

İster konvensiyonel, ister alternatif olsun, bu yöntemlerin her hangi biriyle insanlar gerçekten sağaltılabilseydi, geriye dönen hastalıklardan söz etmemiz gerekmezdi. Oysa, “alerjiler, bronşit, kolit, kabız” gibi fiziksel ve daha da öenmlisi başta “depresyon” olmak üzere ruhsal ve zihinsel pek çok hastalığın kronikleştiğini, geçici bir iyileşme döneminden kısa bir zaman sonra, neredeyse ilk fırsatta yeniden geriye döndüğünü gözlemlemekteyiz.

Modern Tıbbın eksik kalan ayağını, yukarıda saydığım yöntemlerle tamamlamak da görüldüğü gibi çok da kalıcı sonuçlar getirmiyor. İşte bu yüzden “alternatif” sözcüğünü hiçbir biçimde onaylamıyorum.

Ben tüm çalışmalarımı “bütünsel şifa” adını verdiğim bir yönteme göre uygulamaya çalışıyorum. Benim bakış açıma göre, insanlar ruh/fizik/zihin üçlüsünün tümünden oluşan ve ancak hepsi gerektiği ölçüde birbiriyle ilişki içinde olabildiğinde “bütün” olabilen bir varlıktır. Bu bağlamda “tamamlayıcı” terimi büyük önem kazanıyor.

Benim bakış açıma göre, fizik beden, yukarıda sözünü ettiğim “bütün” insanın, düşük titreşimi nedeniyle çıplak gözle görülebilecek ölçüde maddeleşmiş ve daha yüksek titreşimli olan diğer bölümlerine (ruh ve zihin) aynalık eden bir parçasıdır.

Yine bu bakış açıma göre, “hastalık” sonradan ortaya çıkan ve bizi rahatsız etmesi gereken bir durum değildir. Hastalık bir biliş halidir. Ancak çoğu kez bu biliş halimizin farkında bile olmayız. Hastalanmak adını verdiğimiz olay, zihnimizin derinlerinde var olan çeşitli biliş hallerinin farkına varabilmemiz için madde dünyasına yansıyan bir durumla yüzleşmekten başka bir şey değildir.

Sahip olduğumuz pek çok ağrı ve sızının hiçbir fiziksel sebebi bulunamadığında, hekimler bu durumun psiko-somatik olduğunu söylerler. Örneğin bacağı gerçekten ağrıyan kişi, hekimin bu teşhisinden hiç hoşlanmaz, başka ve başka ve daha başka hekimlere yapılan ziyaretler sonunda, ağrılarda hiçbir iyileşme sağlamadığında ise, bir psikologa danışmayı -çaresiz- kabul eder.

Burada kişi “nasıl oluyor da, psikolojik bir yaklaşım, fiziksel bedenimizde, net bir biçimde hissettiğimiz bir ağrıyı gerçekten yok ediyor” diye sormadan edemiyor. Aslında yanıt gayet basit ve belki de sadece bu denli basit olması nedeniyle bir türlü göremiyoruz J

Genellikle çocukluk yıllarındaki çarpık algılamamız sonucu zihnimizin alt katmanlarına yerleşmiş bir düşünce kalıbı, benzer bir olayla her karşılaştığımızda, bakış açımızın ilk günündeki gibi tepki vermemize sebep olur.

Psikolojideki Bilişsel Terapi Yöntemi’nde, algılamada bozukluk yaratan bu tür düşünce kalıplarına “zihinsel temel şemalar” adı verilmektedir. Örnek olarak kişi kendisinin “yetersiz” olduğuna inanmışsa, hiç durmaksızın kendisini “yetersiz” bulacağı deneyimlerin içinde bulur. Bunun rastlantısal olduğunu düşünüp, her seferinde kendisini “yetersiz” olduğuna biraz daha inandırır.

Bu zihinsel kalıplar “kendi düşüncelerimizle ürettiğimiz sanal varlıklar gibidirler” diyebiliriz. Evet! Onlar sanaldır ve sadece zihnimizde vardırlar. Bununla birlikte, tıpkı tüm diğer varlıklar gibi “var olmayı sürdürme” güdüsüne sahiptirler adeta. Kişi onların farkında olmaz ve zihninizden çıkarıp atmak için her hangi bir çaba göstermezse, sonsuza dek orada kalırlar. Aslında orada yaşamakla kalmaz, sadece düşüncelerle beslenebildikleri için, zayıflamaya başladıkları andan itibaren, yeniden beslenmeyi sağlamak istercesine, kişinin önüne kendisini “yetersiz” hissedeceği ve sonunda farkında bile olmadan “evet işte yine yetersiz kalacağım bir durumla karşılaştım, ben zaten yetersiz olduğumu biliyordum” diyeceği bir deneyim çıkarır. Sonuçta temel şema yine beslenmiş ve güçlenmiştir. Bu tür temel şemaların altında ikincil getiriler de olduğundan (bu şemalar) kendilerini çok iyi gizleyebilirler.

İkincil getirilerin tükendiği ya da bu deneyimden ruhunuzun elde edebileceği bilgiler sona erdiğinde, fiziksel bedeniniz, artık gereksinme duymadığınız bu şemanın farkına varmanızı sağlayacak biçimde dışarı yansıtır. Örneğin “hayat tarafından desteklenmediğinize, maddi olarak yetersiz olduğunuza inandığınızı” geri bildirmek adına “bel ağrıları” ortaya çıkmaya başlar. Elbette bu ağrıların ortaya çıkması için bir tetikleyici gereklidir. En basitinden eğilir yerdeki ağır valizi kaldırmaya yeltenirsiniz ve tık... beliniz takılıp kalmıştır.

Sizin alışkın olduğunuz bakış açısına göre, beliniz ağır bir yükü yanlış biçimde kaldırmaya çabaladığınız için yerinden oynamıştır. Hekime danışırsınız, size ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar sunar, masaj, fizik tedavi önerir ve yatıp dinlenmenizi salık verir. Bir süre sonra bel ağrınız geçer ve siz olağan yaşamınıza geri döner, durumu da unutursunuz. Bedeniniz bir zaman için sizi rahat bırakırsa da, kısa bir dinlenme arasından sonra yeni bir tetikleyici ile yine beliniz ağrımaya başlar. Sonunda bel ağrınız kronikleştiğinde, size ameliyat olmanız önerilir. Sizin en yakın dostunuz ve öğretmeniniz olan bedeninizi dinlememenin bedelini ödemektesinizdir.

Burada hekimlerin ya da enerji ile çalışan dostların yaptıkları şeyi kötülüyormuşum gibi bir anlam çıkmasın lütfen. Siz kendinize yardım etmek istemezseniz, onlar da size kendi bildikleri yolla yardım edecekler elbette. Onların görevi “teşhis” koyup, sahip oldukları bilgileri kullanarak en kestirme ve kalıcı çözümü size sunmaktır.
[Resim: Adam2_1.jpg]
Bir başka deyişle, hekimler fizik bedeni kontrol altına alıp tedavi edilmesini sağlıyorlar. Biz, enerji beden dengeleme uzmanları ise, insan bedeni içinde bulunan enerji alanlarını dengeleyip, bedenin iyileştirme gücünün açığa çıkmasına, böylece hekimin uyguladığı tedavinin daha hızlı gerçekleşmesine ve kalıcı olmasına yardımcı oluyoruz.

Yukarıdaki paragraftan anlayabileceğiniz gibi, bana göre, ben ve meslektaşlarım, hiç kimseyi tedavi etmiyoruz. Ancak enerjileri dengeleyerek bedenin “kendini iyileştirme” gücünün açığa çıkmasına yardımcı oluyoruz. Bu da, hekimin uyguladığı tedavi yönteminin kısa zamanda ve kalıcı sonuç vermesini sağlıyor.

Bütünsellik Felsefesi açısından, “hastalık bir biliş halidir” demiştim....

Bir kişiyi mükemmel sağlığına kavuşturabilmek, ne “alternatif” adı verilen yöntemlerle ve ne de sadece semptomları ortadan kaldırmakla gerçekleşir. Bir kişiyi gerçekten sağlığına kavuşturmak, ancak o biliş halinin farkına varmasını sağlayarak başlar. Bundan sonraki adımda kişinin o bilinç halinin yarattığı enerjisel dengesizliği ortadan kaldırmak gerekir. Sonuncu adım ise bir hekimin önerdiği reçeteyi kullanarak fiziksel bedende bulunan semptomları yok etmektir.

Yani ilk işiniz kişiyi kendi iç dünyasıyla tanışmaya ikna etmek olmakıdır. Sonrasında ister Akupunktur, ister Biyo-Enerji/Reiki, ister Homeopati ya da her hangi başka bir enerji beden dengeleme yöntemine göre çalışmalısınız.

Hekimlerin yaptıklarını yadsımak yerine kabul etmeniz olmazsa olmaz koşuldur. “Hasta” adını verdiğiniz insan yukarıdaki işlemlerle birlikte hekimden de yardım aldığında, tüm enerji alanları dengeye gelecektir.

Özetle, kişinin bilincindeki ve buna başlı olarak çalışan ruhundaki (sübtil enerji alanlarındaki) değişiklik, hekimlerin yaptığı sağaltma işlemini tamamen kalıcı kılacaktır.

Zihinsel şemalardan birinden tamamen kurtulduğunuzda, onun fiziksel bedendeki yansımasından da kurtulursunuz. Ancak hemen arkasından, yeni bir şemanın etkileriyle karşılaşabilirsiniz.

Geçmiş OL’sun....

ZSG
alinti : http://www.zsg.gen.tr/butunsel.htm

http://www.enerjibedendengesi.com

Doğru Nefes Almayı Öğrenin Uzman tv video

Doğru Nefes Almayı Öğrenin Uzman tv video
Gerçekten cok güzel bir video sağlıgınız için önemli mutlaka izleyin : )
Doğru Nefes Almayı Öğrenin

http://www.uzmantv.com/dogru-nefes-alip-...i-nelerdir

[Resim: uzmantvnefesxa6.jpg]

Bir çiçeğin dikenine takılırız da...


Bir çiçeğin dikenine takılırız da...Resim Ekle



Bir çiçeğin dikenine takılırız da....
Tamamen sağlıklı durumda iken iyi olmanın neşenin coşkunun bilincinde olmak ve daha da önemlisi keyfini sürmek gerekiyor. Doğa bizim için bunu geliştirmek zorunda değil. Kişi bunu kendi geliştirmeli ve bu bilinci yaratmalı.
Acıya odaklı beyinlerimiz, bir çiçeğin dikenine takılı kalır da, açan çiçekleri görmez bile. Doğrudur...... beynimiz doğru yapıyor..... doğamız gereği canımızı yakan acının farkına vararak acıdan uzaklaşmamızı sağlıyor.
Boğaz çakran kapalı dedi ...
2002 yılında enselendiğim acıdan kaçmayı beceremedim. Çok kısa bir sürede dibe vurdum. Birkaç sayfalık kan tahlili ve çekilen MR neticesinde elde edilen sonuçlarda doktorum oturduğu yerden kalkıp bana "aramıza hoş geldin" dedi. Eğer gecikseydim..... Başladım uğraşmaya. İlaçlar, doktorlar tam bir kabus dönemi. Bedenimde birbirini tetikleyen tersine bir gidişat oluştu. Ne olacak benim halim dediğim bir dönemde tesadüfen karşılaştığım biri bana "boğaz çakran kapalı" dedi. Çakra da ne ola ki üstüne üstlük kapalı, benim neyim kapalıymış araştırması sonucunda REİKİ ile tanıştım. Muhteşem bir dünyanın kapısı aralandı. Reiki'yi öğrendikçe ve uyguladıkça bedenimi fark etme kendiliğinden gelişti. Aslında varoluşta en basit ve en kolay olan sadece kendin olmak. Hiçbir çaba gerektirmiyor. Varsın ve buradasın, sadece kendine bir hatırlatma bu. Derhal kendimi yolun kenarına attım, soluklandım, yoluma sakince huzur dolu devam ettim ve ediyorum.
O yıllarda çok fazla paniklediğimden zihnim beni kafatasımın içinde tuzağa düşürmüş, kalbimin sesini saklamıştı benden. Zihnimin yarattığı illüzyonlardan kurtulup kalbimin gücüne odaklandım. Enerji kaybına sebep olan kalıplarımı Reiki enerjisinin yardımıyla bir bir salıverdim. Bedenim en yüksek seviye sevgi ve şifa enerjileri ile titreşmeye başladı.
Sağlığım mı çoktan düzeldi....
Reiki evrende var olan birçok şifa enerjisinden sadece bir tanesi. Reiki'yi öğrenmek ve uygulamakla kalmayıp hocalığını da aldım. Diğer enerji sistemlerinden bazılarını da öğrenip hocalığını aldım. Şimdilerde bu sistemleri öğrenmek isteyen kişilere mutlulukla öğretiyorum. Ve çok büyük keyif alıyorum.
Zihnin illüzyonları ve niyet
Dünyaya öğrenmeye ve deneyimlerimizi oluşturmaya geldik. Bilinçli bir şekilde yaratma ve düşüncelerimizle mucizeler arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışıyoruz. Bir yerden başlayarak ustalaşma çabası içindeyiz. Hepimizde var olan sahip olduğumuz enerjimiz ile veya uyumlama yolu ile (Reiki vb..) hangi enerjileri alırsak alalım niyet ile, imaj ile, sevgi ile oluşturduğumuz duygularımızın tezahürünü kalbimizde yaşadığımızdır.
Zihnimiz doğası gereği hem iyiyi hem kötüyü yaratır, barış diye tutturmuşken savaşı da yaratır. Zihin düşünceleri kullanarak yaratır, mantığı kullanarak takip eder.

Gerçekleşmesini isteğimiz konu için temel adım zihnin yarattığı karanlığı kalpte aydınlatma niyetidir.

İçsel niyetimizi kalpten oluşturduğumuzda neyi tasarlıyorsak onu yaratırız.
Niyet çok ama çok önemlidir. Yarattığımız gerçeği bir durumdan diğer bir duruma geçmesi ile kendi mucizemizi yaratabiliriz.

Şifa dediğimiz süreç..

Şifaya ihtiyaç duyduğumuz bir konuyu veya hastalığı düşündüğümüzde dikkatimiz buraya odaklanır. Zihin konunun veya hastalığın düzeleceği, iyileşeceği imajına sıkıca tutunduğunda devreye duygusal beden girer ve şifayı hisseder. Zihin iyileşeceğini bildiğinde, duygusal beden bunu hissettiğinde denklemi fiziksel beden tamamlar.

Özetlersek, odaklanıyoruz, niyet ediyoruz, zihinsel-duygusal-fiziksel sonuçlarını yaşıyor ve yaşatıyoruz.
Reiki nedir dediğimizde, kökleri çok eskilere dayanan bir şifa tekniğidir. Evrensel Yaşam Gücü anlamına gelen Japonca bir sözcüktür. “Rei” ve “Ki” olarak iki kelimeden oluşur.
Rei: Evrensel, Ki:Yaşam Enerjisi’dir. Reiki enerjisi doğru ve etkili bir biçimde akarak, fiziksel-duygusal-zihinsel-ruhsal iyileşmeyi ve gelişmeyi sağlar. Bir Reiki Master tarafından uyumlama yoluyla kişi bu enerjiyi kullanabilir. 3 aşamalıdır. 1. aşamada fiziksel bedende çalışılır, 2. aşamada duygusal-zihinsel şifa esas alınır, uzaktan şifa çalışması öğrenilir, 3. aşama öğretmenliğe giden yoldur, ruhsal çalışmaların sürdüğü bir düzeydir.
Asla tıbbın yerine geçmez, tıbbın yanında yer alır, iyileşme sürecini hızlandırır.
Reiki ne değildir dersek; dini bir öğreti değildir, tarikat değildir, inanç sistemi değildir, masaj değildir.

Bedenimiz, fizik ve enerji beden olmak üzere iki bölümden oluşur ve uyum içinde olmaları gereklidir. Fizik bedeni çevreleyen enerji alanının adı “Aura” dır.
Fizik beden ve enerji beden alışveriş halindedir.
Çakralar yaşam enerjisini alır, dönüştürür ve dağıtır. Çevreye enerji verir. Çakra Sanskrit dilinde “tekerlek” “ateş çemberi” anlamındadır.
Yaşam enerjisi bedenimizden, çakralar ve meridyenler kanallları ile akar. Meridyenler “Kİ” enerjisinin yani yaşam enerjisinin bedendeki geçiş yollarıdır.
6 tane ana meridyen vardır. Bedenin sağ ve solunda simetrik olduğundan 12 tanedir.
6 tane de ikincil meridyen vardır, bunlar da bedenin sağ ve solunda simetriktir ve 12 tanedir.
Toplam 24 tane olup birbirine bağlı sistem ile çalışırlar. Birinin bitişi diğerinin başlangıcı olur. İsimlerini de geçtikleri organlardan alırlar. Mide, karaciğer, akciğer, dalak... gibi.
Zihnin ürettiği olumsuz duygular yaşam enerjisinin kesintiye uğramasına sebep olur. Meridyen kanallarımızda blokajlar oluşur. Reiki enerjisi basınçlı su etkisiyle bu tıkanıklığı açar ve yaşam enerjisinin bedende rahatça akmasın sağlar.


Sevgilerimle....
http://mehtaptolu.blogcu.com