12 Mart 2009 Perşembe

Kendimizi iyileştirmek için yeni alternatifler

Kendimizi iyileştirmek için yeni alternatifler
Yazan: Edward Brown (http://www.share-international.org/…’den çevrilmiştir.)
Çeviren: Esin Tezer

‘’Titreşimsel Tıp’’ kitabının yazarı Richard Gerber’la geleneksel tıpla beraber mevcut olan çeşitli tedaviler hakkında iyileşmeye holistik (bütünsel) yaklaşımda bir röportaj

Richard Gerber, MD, ‘dönüm noktası’ ve ‘ansiklopedik’ olarak değerlendirilen ve pek çok bakımdan bilim ve ezoterik (olağandışı) iyileşme arasındaki boşluğa köprü kuran bir yayının; 1988 yılı kitabı Titreşimsel Tıp: Kendimizi İyileştirmek İçin Yeni Alternatifler’in yazarıdır. Titreşimsel Tıp, sağlığın enerji modelini destekleyen ve iyileştiren yüzlerce çalışmayı aktarmakta ve homeopati, akupunktur gibi terapiler için teorik altyapıyı sunmaktadır. Share International’ın Sağlık Muhabiri Edward Brown, Richard Gerber’la bir röportaj yaptı..
pai gow pokerjuegos de poker eroticos,juegos de poker,descargar juegos de poker gratispoker caribe internetjuegos de polli pokerpoker librejuego de poker on linejuega poquerpoker online en españolpoker rulesbwin casinocasino online conjugar baccarat en lineacasinos descargas portales webel mejor casino onlinejugar seguro paginas webpremio pagina webjuego pagina webvegas casino onlinegambling casinocasinos virtuales internetjugar tragamonedas lineajuego instantaneo portalcasino online ruletajuego de la ruleta onlinemaquina tragaperras paginas webjuegos azar pagina webganancias casinos portal internetpremio portalesonline gamespromocion casino internetganar premio portalesjuegos seguros paginas internetcasino bonus no purchase requiredcomo jugar a la ruletaganar dinero real webmaquina tragaperras onlinejuegos pc casinojugar al instante portal webruleta online,juegos online ruleta,jugar online a la ruletacasinos descargas portalpromociones casino pagina webcasino madrid comunidad madridcomo ganar dinero en el casino,ganar dinero en el casino,ganar en el casinodescargar casino on nettrampas casinosjuegos apuestas onlinejugar onlinecasinos virtuales portales webapuesta portalesfree keno

Edward Brown (SI): Okurlarımıza Titreşimsel Tıbbın tam olarak ne olduğunu anlatabilir misiniz?

Richard Gerber: Titreşimsel Tıp, çeşitli formlardaki ve frekanslardaki enerjiyi kullanarak hastalığı teşhis etme ve iyileştirme yaklaşımıdır.Titreşimsel Tıp; röntgen filmi ve kanser için radyasyon terapisi gibi geleneksel olan, ağrıyı tedavi etmek için elektriksel sinir stimülatörü (uyarıcı) ve kırık kemiklerin iyileştirilmesinin hızlandırılması için elektromanyetik alan stimülatörü yaklaşımlarını da içeren, terapi olarak farklı türlerdeki enerjinin iyileşme için uygulanmasıdır.Tam spektrumlu (görüntülü) ışık bile bir mevsime özgü etkili bozuklukları veya ‘kış bunalımını’ tedavi etmede kullanılmaktadır. Bununla beraber Titreşimsel Tıp; akupunktur, homeopati, çiçek özleri, terapatik (tedavi edici) dokunuş gibi ve bunun türünden olan tedavilerin daha ince formlarını da kapsamaktadır. Bundan sonrası ise ince hayat-gücü tıbbını kullanmayı gerektirmektedir, ama onlar yine de kuvvetli terapilerdir. Bu; tüm insanın daha gelenekselden çeşitli terapilere olan stres tedavisinin, bazen de ‘Tamamlayıcı’ Tıp olarak başvurulanın spektrumudur.

SI: Geleneksel Tıp,Tamamlayıcı Terapi’ye nasıl bakmakta?

RG: Tamamlayıcı Tıbbı, geleneksel tedavi yöntemlerine mutlak alternatif olarak görmüyorum. Benim fikrime göre eğer geleneksel tıp camiası kendini alternatif tıp grubu tarafından reddedilmiş olarak görüyorsa; bu daha yumuşak, daha yavaş olan geçiş yaklaşımına çok daha fazla uyuşmazlık getirecektir. Eninde sonunda ihtiyacımız olan şey; deneysel kanıtın daha geniş temeli ve geleneksel tıp camiasını değerli olduklarına ikna etmek için bütünleyici titreşimsel terapileri destekleyen bir araştırmadır.Titreşimsel terapiler için sistematik olmayan kanıt fazlasıyla var, fakat her zaman pek çok doktorun görmek istediği katı şekilde kontrol edilen bilimsel çalışmalar türünde değil.

Titreşimsel Tıbbı, bazı yönlerden tıbbı geliştiren alt-uzmanlık alanı olarak görüyorum. Titreşimsel yaklaşım, özellikle de İnce Enerji Hekimliği yaklaşımı, vücudun kendinin kendini-iyileştirme sistemlerini iş yapmaları için cesaretlendiren enerjinin selektif frekanslarının bedene enjekte edilmesiyle çalışmaktadır. Gelecekte kanseri ve AIDS’i iyileştirmek için olan en mükemmel bazı yaklaşımlar, enerji tıbbındaki selektif frekansların veya iyileştirmedeki elektromanyetik alanların kullanımını bile kapsayabilirler. Bu teknolojinin bir süredir ortalıkta olduğuna dair belirtiler vardır, fakat bu maalesef örtbas edilmektedir.

SI: Evet, sizin Royal Rife’ın evrensel mikroskobu ve enerji frekanslarıyla kanser tedavisi çalışmasına aşina olup olmadığınızı merak ediyordum?

RG: İlgili olduğum Dünya Araştırma Kuruluşu, vaktiyle eskiden Rife mikroskobuna sahipti. Şu anda Rife, kanser terapisindeki çalışmasından dolayı daha yeni yeni tanınmaya başladı. Orijinal cihaz, Rife Işın Demeti Yayıcısı, kanseri iyileştirmede muazzam etkili gözüküyor. Rife’ın yaşadığı problem ise; zamanında tıp dogmasına aykırı olan, kanserin virüssel dayanağa sahip olması fikrini ileri sürmesiydi. Şimdi biliyoruz ki kanserin bazı türlerine aslında virüsler sebep olmaktadır. Vücudun tamamına zarar vermeden seçici olarak virüsü ortadan kaldırabilme kavramı hakkında eğer düşünürseniz; bu teknoloji yeniden mevcut olsaydı, AIDS’i tam olarak tedavi edebilirdik. O araştırmayı eğer yeniden yaşama döndürebilseydik mükemmel olurdu.

Söylenmemiş Önyargı


SI: Tıpta ilaçlar veya ameliyat içermeyen tedavilere karşı bir önyargının var olduğunu hissediyor musunuz?

RG: Bunu direkt olarak deneyimlemedim, fakat benim düşünceme göre yalnızca tıp camiasında değil; araştırma camiasında da söylenmemiş bir önyargı var. Çok Etkili Enerji Tıp yaklaşımı kullanımını çalışmada çeşitIi araştırma cemiyetlerine ve kuruluşlarına burs parası talep etmek için başvuran insanlar tanıyoruz. Çünkü terapi farmakolojik değildi, ilaca yönelik değildi, çünkü tedavi sırf kurumun bakmak için eğitildiği örneğin içerisine tam anlamıyla uymadığından kaynak bulamıyorlardı. Bu gerçekten de çok üzücü çünkü tıbbın amacı hastalığı iyileştirmek olmalıdır, bir sistemden bir diğerine geçirmek değil; özellikle de eğer sistem limitine erişiyorsa.Benim fikrime göre modern tıp harika. Bu yüzyılın başında erken ölen insanların çeşitli hastalıkları için çok etkili tedavilerimiz var. Fakat teknolojik tıbbın limitlerini pek çok bakımdan görüyoruz. Bugün tıbbın yüksek masrafı insanların sağlık hizmetlerine olan erişimlerini kısıtlamakta; endüstrileşmiş uluslarda artrit, diyabet (şeker hastalığı), kanser ve kalp krizi gibi kronik dejeneratif hastalıklar tedavi edilebilir değildirler, tedavilerimizle yalnızca hafifletilebilirler. Ve pek çok durumda bazı tedavilerimizin yan etkileri hastalıktan daha beterdir.

İnsanlara çok daha düşük fiyatla yarar sağlayacak zarar-vermeyen enerji tıbbının potansiyeli olağanüstüdür. Çünkü bununla birlikte tıp endüstrisi Amerika Birleşik Devletleri tıp sisteminin içerisine o kadar yerleşmiştir ki; araştırma parasına evet dendiğinde farmakolojik yaklaşım doğrultusunda fazla önyargılı davranılmaktadır. Moleküler Biyoloji yeni konuşulmakta olan bir kelimedir ve onun dışarısında var olan sistemler hakettikleri araştırma fonlarını alamamaktadır.

Titreşimsel Tıp, yalnızca hastalık vaziyetlerini taramak için değil; hastalığa doğru olan eğilimi taramak için de potansiyele sahiptir. Bu da, hastalığa doğru yöneltecek ön-fiziksel enerjik bozukluktur. Gelişen çeşitli tanısal sistemlerimiz var. Bunlardan bir tanesi Akupunktur Meridyen Sistemi’ni değerlendirmeyi içermektedir. Eğer eterik vücuttaki rahatsızlıkları fiziksel hastalık ilerlemeden yakalayabilirsek; bunun sonrasında koruyucu tıbbın daha önce gerçekten de hiç görmediğimiz tamamen yeni seviyesi için altyapıya sahip oluruz.

SI: Evet, kitabınızdaki Voll Elektroakupunktur Tekniği üzerine olan tartışmadan büyülenmiştim.

RG: Var olan tıp sistemiyle ilgili problemlerden bir tanesi de bizim probleme çok yönlendirilmiş olmamız. Bir kişi çok hafif bir hastalığa sahip olsa bile onu geleneksel kan testiyle algılamak çok güç. Elektroakupunktur Tanı Sistemi, fazlasıyla etkileyici ince bir teşhis düzeyine ulaşmayı sağlar.

Elektroakupunktur Sistemi, RAST Kan Alerji Testiyle karşılaştırılmış ve alerjik hassasiyetlerin tanımlanmasında iyi bir görüş birliği sağlandığını göstermiştir.Bu da az çok yapmamız gerekli olan bir testtir. Bununla birlikte, benim fikrime göre Elektroakupunktur Sistem geleneksel kan testleriyle algılayabildiğimizden çok daha ileriye gidiyor. Akupunktur Meridyen Sistemi, fiziksel beden ve daha yüksek enerji kontrol sistemleri arasında ara birim olarak gözüküyor. Böylece yalnızca fiziksel düzeydeki bozukluğu algılayabilmekle kalmayıp; onu ince enerji düzeyinde, kendini hastalık olarak ortaya çıkarmadan önce bile hakikaten algılayabilirsiniz.

Tedavi; homeopatik ilaçlar, çiçek esansları, akupunktur olabilir veya beslenmeyle ilgili değişiklik, yaşam stili değişiklikleri ve davranışsal, duygusal değişiklikler üzerinde çalışmaya ilaveten bu yöntemlerin hepsinin karışımını kapsayabilir. Titreşimsel Tıbba, Alopatik Tıbbın doğru ilacı doğru virüs için düşünmeyi geliştirdiği biçimde belirli hastalıklara karşı hedeflenmiş kişisel yaklaşımlar olarak bakmamalıyız. Eğer hakikaten holistik olacaksak; kişiye tümden bakmalı ve hastalığın fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal boyutlarını kapsayan terapileri düzenlemeliyiz.

SI: Eminim ki pek çok okuyucumuz karma ve reenkarnasyonun iyileşme sürecinde dikkate alınması gerekli faktörler olduğuna katılacaklardır. Bu faktörlerin temel tıbbın içerisine bütünleşmelerine nasıl bakıyorsunuz?

RG: Titreşimsel Tıp; bilim ve manevi değerlere önem vermeyi bütünleştirebilen gördüğüm ilk bilimsel yaklaşım. Maalesef tıp modelinin dışında bırakılmış bir şey. Vücudu yalnızca çoklu-boyutsal enerji sistemi olarak görüntülemeye başladığımızda Moleküler Biyoloji aracılığıyla ruhun kendini nasıl açıkça gösterdiğini ele almaya başlarız. Bu da eninde sonunda tamamen reenkarnasyon ve karma konusuna iniyor. Bu konu kavranması zor bir konu, özellikle de daha geniş bir tıp camiası için. Reenkarnasyon şöyle dursun, onların daha halen homeopati’ye inanma konusunda problemleri var. Benim düşünceme göre bu bizim keşfetmeye başlamamız gereken bir alan. Ruhun baştan sona hayattaki gelişimini kafasında canlandırmaya başlayan, geçmiş hayata geri dönme işini yapan çeşit çeşit insanlar var ve hastalık ruhun tüm öğrenme sürecinde altından kalkmaya çalıştığı engellerin ifadesi. Buna karma’nın nasıl uyduğu ise çok bireyselleştirilmiş birşey.

Titreşimsel Tıbbı uygulayan pratisyen hekimler, hastalığın oluşumu doğrultusundaki faktörleri predispoze ederek (önceden hazırlayarak) onların içyüzünü veya hastalığın neden bu zamanda hayatlarında belirginleştiğini kavramalarını kazanmaya yardımcı olup, kişinin bilincini etkilerler. Geçmiş hayattan devam eden etkilerin ne olduğuna gelince; buna basit bir cevaba sahip değilim ve bu benim hala boğuştuğum birşey. Keşfettiğim şey ise; evrendeki en kuvvetli tedavi gücünün sevgi, koşulsuz sevgi olduğudur. Bu seviyeden çalışmaya başladığınızda, kendini araştırma ve ruhani (spiritüel) dönüşümdeki keşfin tüm görünümlerini açmaya başlıyorsunuz. Yalnızca vücudu saptayarak değil; bireye hayatınının tamamen yeni bir anlayışa doğru ilerlemesine ve bilincinin ruhani bir varlık olarak gelişmesine yardımcı olup, iyileştirmenin yeni seviyesine başlıyorsunuz.

SI: Kitabınızda Alice Bailey’nin çalışmalarından bahsediyorsunuz.Onun kitaplarından bir tanesi de ‘İsa’nın Tekrar Gözükmesi’. Bu muhteşem ruhaniyetin şu anda vücut bulduğuna ve umuma ortaya çıkma hazırlığında dünya olaylarını etkilediğine dair bilgimiz var. Avrupa’daki ve bütün dünyadaki dramatik olayların İsa tarafından içsel seviyelerde başlatılmış enerjik değişikliklerin belirtisi olduğuna inanıyoruz. Araştırmanızda ve kişisel deneyiminizde bunu daha önce duymuş muydunuz?

RG: Evet, bunu duymuştum. Ben İsa’nın gerçek fiziksel varlığı hakkındaki fikrimi hâlâ fiziksel seviyede biçimlendiriyorum. Fakat, benim anlayışıma göre bilincin daha yüksek seviyelerini getirme kanalıyla daha yüksek seviyelerden çalışan olağanüstü kuvvetli güçler var. Bu; ortaya çıkan tıp teknolojilerinin, iyileştirme bilim dalı içerisindeki yüksek ruhani bilinçle ve küresel seviyedeki tamamen yeni bilinçle bizim ruhani (spiritüel) olarak nasıl bağlantılı olduğumuzu kapsamaktadır. Benim düşünceme göre İsa ve daha yüksek seviyelerden olan öğretmenler, gezegen üzerindeki ruhani dönüşüme yardımcı olmada aktif olarak çalışıyorlar. İsa’nın hangi düzeyde belirdiğinden tamamen emin değilim.

Başlangıç Aşaması

SI: Dünya Araştırma Kuruluşu aracılığıyla yaratmayı umduğunuz İyileştirme Araştırma Merkezi’nin oluşumu yönündeki gidişat nasıl?

RG: O şu anda hâlâ başlangıç aşamasında. Dünya Araştırma Kuruluşu; kâr amacı gütmeyen, çeşitli hastalıklar için olan alternatif tedavilerin bilgisini halk ve sağlık hizmetleri profesyonellerine tedarik etmekle alakalı olan umumi bir kuruluştur. 300’den fazla tıp veri tabanında bilgisayar bağlantıları var ve Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’nın her tarafında yaygın çeşitteki akademik ve özel iyileştirme merkezleriyle ve kliniklerle yakın temas halindeler. Yakın zamanda Çin’de bir ofis bile açtılar. İyileştirme araştırması yaparak özel sektör ve akademik merkezleri kapsayan uluslararası iletişim ağı için alt yapıyı kuruyorlar. İyileştirme Araştırma Merkezi fikrini ilgilendiren çoklu-sıralı bir yaklaşım görmekteyim.

İlk adım, insanların evdeki bilgisayarlarından erişim yapabilecekleri iyileştirme araştırma veri tabanının oluşumu. Akupunktur, renk terapisi, homeoterapi ve diğer titreşimsel tıp yaklaşımlarında araştırma bilgisini bulacaklar.

İkinci düzey; doktorlara, uzman doktorlara, araştırmacılara ve ilgili belirli meslekten olmayan insanların bilgisayar ekranlarından birbirleriyle diyalog kurmalarına izin veren etkileşimli bilgisayar ağının oluşturulması. Gelişen fiber optik iletişim sistemi aracılığıyla kendi evlerinde birbirleriyle gerçekten konuşabilecekler. Bu asıl itibariyle ışık iletişiminin iletişim ağı.

Üçüncü düzey; dünyanın her tarafındaki diğer iyileştirme araştırma merkezlerine hem parasal kaynak sağlayabilecek hem de yerinden araştırma yapabilecek bir merkezin fiziksel oluşumu. İyileştirme araştırma merkezi, eğitimsel sempozyuma da önderlik edecek ve dergi de çıkaracak. Benim düşünceme göre var olan tıp bilimini çalışmak ve Titreşimsel Tıbbın potansiyelini öğrenmek için en iyi şekilde kullanabiliriz. Bu noktada, onun potansiyeli sınırsız olarak gözükmekte.

Ruhani Birleşme

SI: Daha başka belirtmek istediğiniz birşey var mı?

RG: Benim düşünceme göre, zihnimde canlandırdığım ve diğer pek çok insanın hayal ettiği türdeki iyileştirme araştırma merkezini eğer yaratacaksak; manevi düzeyde beraber çalışmaya ihtiyacımız var.

Kalıcı değerdeki iyileştirme merkezini yaratabilmemiz ve gezegene yarar sağlamamız için biraraya gelen bilimadamları ve çalışanların ruhani birleşmenin yüksek bakış açısına ihtiyaçları olacak. Bu hedefi ortaya çıkarabilmemiz için yüksek ruhani akıl ve amaç sırasına sahip olmalıyız. Eğer öyleysek, o zaman benim düşünceme göre biz bütün tıp sistemini gerçekten değiştirebiliriz. İyileştirme araştırma merkezinin ikinci derecede olan gündemlerinden bir tanesi de yalnızca insanları iyileştirmek değil; gezegeni iyileştirmek.

Çevirmen: Esin Tezer
alinti : http://www.tasavvuf.gen.tr/bilimsel/kend...rnatifler/

ALTERNATİF SİSTEMLE ENERJİ DENGESİ

ALTERNATİF SİSTEMLE ENERJİ DENGESİ (ASED)

NEDEN ASED?

Günümüzde yüksek performans, konsantrasyon, motivasyon, yaşam sevinci ve tam sağlık için, biyoenerji dengemizin mükemmel olması gerekmektedir.

Sinir sistemimiz, doğadaki enerji dengesine uyum gösterecek şekilde programlanmış olduğundan, dengenin bozulmaması için irademizin dışında reaksiyonlar gösterebilmektedir. Ne yazık ki yaşadığımız ortam (hava kirliliği, hormonlu gıdalar, zararlı elektromanyetik dalgalar, ozon tabakasının delinmesi vs.) yaşam tarzımız (aşırı stres, dengesiz beslenme, spor yapamama) ve öfke, korku, üzüntü gibi duyguları içimizde bastırmamız, enerji dengemizi ciddi şekilde bozabilmektedir. Bu aşamada bedenimizin dili olan ağrı, uykusuzluk, çarpıntı, terleme, daralma, sinirlilik, yorgunluk, isteksizlik, iktidarsızlık gibi şikayetler belirmeye başlar. Birçok vak'anın başlangıç döneminde en değerli uzman hekimler tarafından yapılan muayene ve ileri tetkiklere rağmen organik bir sebep teşhis edilemediğinden, tedavi için belirtilere göre (semptomatik) gereksiz ilaçlar önerilmektedir. Oysa meydana gelen semptomların ana nedeni, vücudumuzdaki biyoenerji dengesinin bozulmasıdır.

ASED ile OTOREGÜLASYON:
Vücudumuzun kendi kendini kontrol edebilme yeteneğine otoregülasyon diyoruz. Ancak etkili bir otoregülasyon için yine enerji dengesi esastır. Biyoenerjimizin dengede olması sadece hastalıklardan korunmak için değil, aynı zamanda hastalıkların kısa sürede tedavisi için de gereklidir. Bunun için her türlü ilaç organizmamızda mevcuttur.

BİLGİSAYAR ve ASED:
Bugün artık biyoenerji dengemizi bilgisayar aracılığıyla ölçme imkanına sahibiz. Dengemizde herhangi bir bozukluk teşhis edildiğinde, alternatif yöntemlerle bu dengesizliği tekrar normal hale getirebilmekteyiz. Alternatif yöntemlerin amacı, uygun noktalara uyarılar vermek suretiyle enerji kanallarındaki tıkanıklıkları ortadan kaldırmak ve enerjinin doğal akışını tekrar sağlamaktır. Bu şekilde sağlanan denge tamamen doğal olduğu için, yan etkisi söz konusu değildir. Oysa dışardan alınan ilaçların birçok yan etkileri olduğu bilinmektedir.

SONUÇ:
Vücudumuzdaki biyoenerji dengesini düzeltebilir, yıllardır içimizde birikmiş olan sinir, öfke, korku, takıntı, üzüntü vs. gibi duyguları zararsız hale getirebiliriz. Kötü alışkanlıklarımızdan kurtulmamız (dengesiz beslenme, sigara, alkol, ilaç..); toksinlerimizden arınmamız (hücresel yaşlanma, enfeksiyon, tümör, polip, ödem, cellülit) yine biyoenerjimizin dengede olmasıyla mümkündür. Keza bağışıklık sistemimizin en üst düzeyde olması bu sayede gerçekleşmektedir.

Biyoenerji dengemizin en az 6 aylık aralıklarla ölçülerek değerlendirilmesi, koruyucu hekimlik açısından büyük önem taşımaktadır.

Dr.M.Arı BALCI (Nöroloji Uzmanı)
Dr. Erhan ÖZER (Algoloji Uzmanı)


Bugüne kadar bizlere Tıp fakültesinde, en küçük canlı birimi hücre'dir denildi. Atom olduğu söylenmedi. Enerji ve vücuttaki dengesinden hiç bahsedilmedi. Dolayısiyle bütün hekim arkadaşlarımız, çok çok önemli bir bakış açısından uzak yetişiyorlar. Ancak tesadüfen ve kendi kişisel çabalarıyla bir yere gelebiliyorlar.

Aile çevremizde en sık rastlanan şikayet ve hastalıklar nelerdir? Ayrıca polikliniklere gelen hastaların % 80'inde de şunlara rastlanmaktadır.

Kronik ağrılar. ( baş, omuz, kol, boyun, sırt, bel, bacak.) Hastalar bir yığın tetkikten geçirildikten sonra ilaçlara mahkum edilerek, birlikte yaşama önerilir.

Kronik mide ve bağırsak hastalıkları. İlaçla geçmezse ameliyat edilir. (gastrit, ülser, kolit vs..)

Allerjik hadiseler. (rinit, faranjit, sinüzit, bronşit, astım vs..) sürekli antibiotiğe, kortizona mahkumlar.

Adet düzensizlikleri, dismenore, sistit, taş düşürme.

Depressif şikayetler, uykusuzluk, korku, öfke, takıntı, üzüntü, isteksizlik, iktidarsızlık! Bunlar da anxiolitik, anti depressanlara .. bağımlı olurlar.

Aşırı kilolar, sigara, alkol bağımlılıkları.!

" Zaten hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerjinin bloke edilerek akışının engellenmesidir. "

Sağlıklı insanda enerji alanı
[Resim: 7.jpg]
Sağlıksız insanda Enerji alanı
[Resim: 8.jpg]


Bütün bu hastalıklar için sayısız tetkik yapılmıştır. Dolaplarımız ilaçlarla doludur. En acısı psikolojik diye bir kenara atılmıştır. Acaba çevremizde bu hastalıklardan şikayet eden kaç kişi iyileşmiştir? Oysa, tüm hastalıkların % 80'ini teşkil ediyor. İyileşenler tesadüfen veya kendi gayretleri ile sağlığına kavuşuyor.

Su kirliyse lavaboyu açmak çözüm değil. Bazen sigara içmek enerji dengesi açısından faydalı bile olabilir. Olaylara bu şekilde geniş perspektifden bakınca, haliyle insanlar iyileşemediklerinden, alternatif yollar aramaya başlarlar. Ancak kimileri fayda gördüklerini söylerken, kimileri faydalanamamışlardır. Sonuçta insanlarda tereddüt doğmuştur.

Neden alternatif Tıp? Bakış açısı ne? Etkisi nasıl?

Organizmanın içerisinde kendini tedavi edecek her türlü ilaç mevcuttur. (morfin, kortizon, insulin, hormonlar, enzimler, aminoasitler ve antibiotik yerine kullanabileceğimiz lenfositler vs..) Organizmanın bu sistemi sağlıklı çalıştırabilmesinin tek bir şartı var: O da vücuttaki enerji dengesi!. Bu dengeyi bozan nedir? Kendimiz! Otonom sinir sistemimizin uzun bir süre, giren enerji ve harcanan enerji arasındaki dengesizliğe maruz kalması! Bu süreç içerisinde organizma yeni bir enerji dengesi kurmaktadır yaşamamız için. Bunuda aşırı enerji tüketimine neden olan kaynağı devre dışı bırakarak yapmaktadır. Böylece organizmada kalıcı bloklar oluşmaktadır. Bu olayı kronikleşme olarak adlandırmaktayız. Bloklar çözülmeden kronik hadise geçmez!. Alınan önlemler yetersizdir. Bu nedenle hastaya, hastalığınla birlikte yaşamaya alışacaksın derler!.


Otonom sinir sistemi, dışardan ve içerden gelen uyarılara çok hassastır. Sürekli bizi korumaya ve enerjimizin dengeli biçimde vücuda dağılması için uğraşmaktadır. Hayatiyetimizin devamı için öncelikle 1.nci derecedeki hayati organlarımızı düşünmektedir. Örneğin, aşırı enerji tüketimine gittiğimiz bir korku veya öfke anını düşünelim. Organizma, ikinci veya üçüncü derecede önemi olan sistemleri devre dışı bırakarak, oraya enerji göndermez. Enerjiyi o an için 1.nci derecede önemli sistemlere yönlendirir. Örneğin; hormonların dengelenmesini devre dışı bırakır! Veya hafıza ve konsantrasyon merkezlerini kapatır veya daha az çalışmasını sağlar. Eğer bu durum uzun süre devam ederse bloklaşma veya kronikleşme meydana gelir. Organizma, nereyi devre dışı bıraktığını unutur. Bu dönemde siz istediğiniz kadar tetkik ve tedavi yaptırın, netice alamazsınız. Ne yazık ki sırf bu yüzden milyonlarca insan gereksiz yere ameliyat masasına yatmaktadır. Orada da yapılan nedir? Vücudun artık onaramadığı kısmı devre dışı bırakmak. Dikkat ederseniz operatörlerimiz ameliyat sonrasında bir sürü yasaklarda bulunurlar. (Zayıflayacaksın, beslenmene dikkat edeceksin, kafaya birşey takmayacaksın, sigara veya alkolü bırakacaksın...) Hastada artık aklı başına geldiğinden, bunları harfiyyen uyguluyor. Aslında bunları baştan uygulasa hastalık ortaya çıkmayacaktır.
[Resim: 3.jpg]
Neden aklımız başımıza gelmeden dikkat edemiyoruz? Bu sorunun temel cevabı şu: ENERJİ DENGESİ nedir bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu dengede tutmasını da bilmiyoruz. Bugün elimizdeki imkanlarla enerji dengemizin ne durumda olduğunu bilgisayarla tespit edebiliyoruz. Blokları tespit edip açabiliyoruz. Dolayısıyla enerjimizi mümkün olduğu kadar (bozukluğun derecesi ve süresi, geçirilmiş ameliyatlar, kullanılmış ve hala kullanılan ilaçlar engel) düzeltebiliyoruz!. Bu şekilde organizmanın rejenerasyon kudretini tekrar devreye sokabiliyoruz. Toplumumuzda en sık görülen kronik hastalıkları tam veya eskisinden çok daha iyi hale getirebiliyoruz. Aynı zamanda bastırılmış korku, öfke, takıntı ve üzüntülerden kurtarabiliyoruz.

Enerji dengemizi bozabilecek alışkanlıklardan kurtulabilmek için dengeli beslenmeli, spor ve meditasyon yapılmalıdır. Enerji dengemizin stabil kalabilmesi, ancak bu şartlar yerine gelirse olur. Hastalığın başında bu dengeleri sağlamak çok daha basit. Keşke hastalar öncelikle bize gelse. İleri tetkikleri, uzmanlık konsültasyonlarını biz istesek!.

Elbette batı tıbbının bütün nimetlerinden faydalanacağız. Ancak öncelikle hastalıkların oluşumunu önlemeliyiz. Sağlıklı toplum, ekonomik istikrar için bu gerekli. Dolayısıyla, sağlık için gereksiz yere yapılan trilyonlarca liralık harcama da önlenmiş olur. Hastane ve polikilinikler, gerçekten ihtiyaç duyan hastalarla dolar. Enerji dengelemede kullanılan yöntemlerin başında ise akupunktur, laser ve mezoterapi gelmektedir.
alinti :
Dr. Erhan ÖZER
Algoloji (Ağrı tedavi) Uzmanı

[Resim: pic5.jpg]
ayrica bknz : http://www.indigodergisi.com/burcin_21.htm
http://www.derki.com/sayfalar4/reiki.html

Dr İnci Erkin'le Tamamlayıcı tıp üzerine

Dr İnci Erkin'le Tamamlayıcı tıp üzerine
[Resim: incierkin.jpg]

"İnsanlar Ruhları iyileşmeden Bedenlerinin iyileşemediğini yeni yeni fark ettiler. Özellikle Sağlık personelinin de bu bilinçte olması enerji psikolojisi tekniklerini öğrenip uygulamasını bir TIP doktoru olarak çok arzu etmekteyim."
Dr . İnci Erkin


TIP biliminde Tanı ve tedavide kullanılan yöntemler teknolojik çağa uygun olarak, bilgisayarların da yardımı ile bundan 40-50 yıl önce hayal bile edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Ulaştı ulasmasına da, insanlar modern tanı ve tedavi yöntemlerinin yanısıra daha çok Alternatif olarak adlandırılan iyileştirici tekniklere eskisinden daha fazla gereksinim duymaya başladılar.

20. yüzyılın sonları ile 21. Yüzyılın başında Alternatif TIP yöntemlerine duyulan ilgiyi ve hatta Amerika gibi ülkelerde New Age Medicine-Yeni Çağ Hekimliği – olarak adlandırılmasının nedenlerini sorgulamak gerek.

Üstelik bu yöntemlerin büyük bir kısmı hiçte yeni çağda keşfedilmiş değiller.Aksine, eski çağlarda hatta pekçok ülkede hala geleneksel olarak kullanılan şifa teknikleri ve kadim bilgiler bunlar.

Bendeniz , 28 yıllık bir TIP Doktoru olarak bu yöntemlere ilgiyi bir anlamda İnsanları sırf Fiziksel Beden olarak görüp,bu bedeni de parçalara ayırıp , değişik uzmanlık alanlarında tanıyı çok güzel koyabilmemize ama neden ve niçinlere eğilmeden bazan hastamızın elini bile tutmadan ve onu bir bütün olarak görmeden iyileştirmeye çalışanlarımız olmasına bağlıyorum. Elbette bunda sağlık sistemimizdeki yığılmaların da etkisi var.

Oysaki insan zihin ve beden olarak bir bütün .

Özellikle stress egemen modern toplumlarda kişinin İYİ olmak adına yaptığı arayışlara saygıyla yaklaşabilmeliyiz.

İntegratif TIP tanımlaması giderek Alternatif Tıp tanımının yerini almaya başladı. Doğru olanda bu değil mi ? Klasik Tıp yöntemlerini gerektiğinde diğer iyileştirici yöntemlerle tamamlamak kişilerin sağlıklı ve mutlu olmasında başarılı sonuçlar getirecektir.

İntegratif (Tamamlayıcı yada Destek Tıp ) yöntemleri pek çok.

Fitoterapi-Aromaterapi, Akupunktur, Kineziyoloji, Nutrisyonel Tıp, Chiropractic,Naturopati, Antroposofik Tıp,Homeopati, Ayurveda, Mind-Body Medicine, Reiki, Tai chi, yoga, değişik Meditasyon Teknikleri, ,Enerji Terapileri ,Qi gong, Shiatsu, Jin shin, TT, Feng shui,masaj Terapileri,Watsu, Dokunma Terapileri, renklerle ve taşlarla tedavi, hayvanlarla tedavi, imgeleme, müzikoterapi ,magnetoterapiler,Yaşam Tarzı Öğretim Teknikleri , NLP gibi..Her biri ayrı ayrı eğitim gerektiren birbirinden bağımsız ama beraber de kullanılabilen yöntemler bunlar .

Bu yöntemleri kullanacakların elbette bilimin felsefesi üzerine de epeyce okuyup öğrenmeleri, önce kendilerini geliştirmeleri gerek.

Doktorlar birer öğretmen gibi aynı zamanda hastalarını eğitebilmeliler. Modelleme çok önemli olduğu için kendileri de sağlıklı yaşam için güzel bir örnek oluşturmalıdırlar.

Hepimizin içinde Tanrı’nın bizlere armağan ettiği bir içsel şifa yani iyileştirici güç var.İçimizdeki bu iyileştirici gücün doğasını, onu korumayı, geliştirmeyi ve aktif hale getirmeyi öğrenebiliriz.

Stresin yaşamsal aktivitelerimizi nasıl etkilediğini, yaşam kalitemizi, iş verimliliğimizi ,mutlu düzenimizi nasıl bozduğunu zaman zaman hepimiz görmedik mi ?

Yaşanan büyük sıkıntıların yada kayıpların ardından birden ortaya çıkan kanser,yada şeker,astım,allerji gibi kronik rahatsızlıklara yakalanan yakınlarımız olmadı mı ? Kişinin yapısında var olan bazı yatkınlıklar bir kötü olayın tetiklemesi ile ortaya çıkabiliyor.

Stress tek başına İmmun- Bağışıklık- sistemizi baskılamaya, yada bazan dengesini bozup aşırı çalışmasına ( otoimmun hastalıklar ) neden olabiliyor.

Otonom-istem dışı çalışan-sinir sistemimizin iki bileşkesinin denge içerisinde çalışması gerekirken , stresli ve yorgun kişilerde Sempatik sistem Parasempatik olana göre daha baskın çalışmakta .


Bu da tansiyon dengesizliklerine ,mide-bağırsak rahatsızlıklarına, kronik yorgunluk sendromlarına ,alkol-sigara- ilaç bağımlılıklarına,hatta depresyonlara yol açmakta, hırçın ve mutsuz kişiler bu belirtileri çevrelerine de negatif enerji olarak yansıtmakta neredeyse bir salgın hastalık gibi yaymaktalar. Bizi sakinleştiren, tansiyonumuzu düşüren sistem PARAsempatik olanı, acaba giderek zayıflamasında ekonomik dar boğazların, kısaca PARAsızlığın da rolü yok mu ?

İntegratif Tıp yöntemlerini Tamamlayıcı tedavi olarak kullanmak iyileşme sürecini de kısaltacağından giderek daha çok tercih edilecektir.

İYİ OLMA ve İYİLEŞTİREBİLME bir SANAT gibi algılanmalıdır.

Güzel bir ziyafet sofrası sadece ana yemekten oluşur mu ?

Sadece ana yemekten oluşmadığı gibi ,o sofranın düzenlenmesi, görünümü ve sunumu , fondaki müziğe varana dek çevresel koşulları hepsi birbirini tamamlayan öğeler değil midir ?

Binlerce yıllık geçmişi olan tedavilere de gene bilimin ışığı altında ama önyargılı olmadan yaklaşmalı, gerekirse klasik TIP bilgimizle beraber bu tedavileri de elbette kulaktan dolma bilgilerle değil, öğrenerek kendimiz, ailemiz ve hastalarımız yararına kullanmalıyız. Bu tedaviler kişiye özel programlanmalıdır.


Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden belli bir disiplin içerisinde yararlanan ve yararlandıran bir doktor olarak, ülkemizde de yakın gelecekte daha fazla hastaya bu hizmetlerin sunulacağını umuyorum….

Özellikle Pozitif Düşünce gücünü kullanabilmek stress faktörlerinin giderek arttığı toplumumuzda sağlıklı kalabilmek içinde çok önemlidir. Pozitif düşünebilen insanların bulundukları toplumlarda mutluluk düzeyinin yanısıra üretim de artar. Kronik hastalıklarda ve kanser tedavisi sırasında pozitif enerjiyle içsel iyileşme gücünü artırmak

klasik tedaviyi de olumlu etkiler.

Yalnızca basit nefes alıp –verme egzersizlerinin dahi ,öğretilen hastaların iyileşmelerinde ne denli etkili olduğunu gördükçe , umutlanıyorum.( Çoğumuz yüzeyel, neredeyse ölmeyecek kadar nefes alıp veriyoruz.)


Sevgili blog okuyucusu, şimdi sizden ricam, bir sonraki sayfaya geçmeden önce, olduğunuz yerde şöylece bir gerinmeniz, elinizi ayağınızı silkelemeniz.Daha sonra açacağınız bir pencerenizin önünde burnunuzdan derin bir İzmir havası alınız, biraz içinizde tuttuktan sonra ağzınızdan bir balonu şişirir gibi kuvvetle veriniz.. Bu sırada gözlerinizi kapatıp ,geçmişte sizi mutlu eden bir olayı imgelemeye çalışınız.

Bunu en az 7-8 kez tekrarlayınız, nasıl , kendinizi daha iyi hissettiniz değil mi ?

Unutmayın, GÜÇ SİZDE !

Sevgi , dostluk, sağlık ve mutluluk dolu günler sizin olsun.

Dr. İnci Erkin

http://www.eftturkey.com/index.php?optio...&Itemid=11

İmgelemenin İyileştirici Gücü

İmgelemenin İyileştirici Gücü
Sağlığımız, güzelliğimiz, canlılığımız ve neşemiz üzerindeki tek sınırlama, korku ve cehalet nedeniyle kendi yaratığımız engellerden, hayatın mükemmeliğine ve iyiliğine direnmemizden kaynaklanıyor. Bedenimiz bilincimizin fiziksel bir ifadesidir aslında. Kendimizle ilgili taşıdığımız kavramlar sağlığımızı ve güzelliğimizi ya da bunların eksikliğini belirler. Kavramlarımızı derinlemesine değiştirdiğimizde, fiziksel varlığımızda takıma uyar. Beden sürekli değişir, her an kendini yeniler ve yeniden inşa eder, ve o bunu yaparken zihin tarafından gösterilenden başka bir örneği izlemez. Bu bakış açısının doğal gelişimi ve sonucu , hastalıkla ilgili daha yapıcı bir tutuma sahip olmaktır.



Bu durumda hastalığın kaçınılmaz bir felaket yada talihsizlik olduğunu düşünmek yerine, onu güçlü ve yararlı bir mesaj olarak karşılarız. Eğer fiziksel olarak herhangi bir biçimde ıstırap çekiyorsak, bu, bilincimizde araştırıp tanımamız, varlığını kabul edip değiştirmemiz gereken bir şey olduğunu bilidiren bir mesajdır.



Genellikle de hastalığın vermek istediği mesaj; kendimize sükûnete kavuşup sadece iç benliğimizle bağlantı kuracağımız bir zaman ayırmamız gerektiğidir. Hastalık genelde bizi, tüm meşguliyetlerimizi ve çabalarımızı bir an kenara bırakarak rahatlamaya ve bilincin, gereksindiğimiz besleyici enerjiyi alabileceğimiz derin ve sessiz düzeyine kaymaya zorlar.



Şifa daima içten kaynaklanır. Düzenli bir biçimde sükûnet bulup içsel bağlantı kurduğumuzda, iç benliğimizin dikkatimizi çekmesi için hastalanmamıza gerek kalmaz.



Hastalık ve kazalar kavramlarımızın değişmesi yada herhangi bir iç sorunumuzun çözümlenmesi gerektiğini vurgulayan mesajdır. Mümkün olduğunca sükûnete kavuşup iç sesinizi duymaya çalışın ve ona , mesajının ne olduğunu sorun.



Yaratıcı imgeleme sağlık için en iyi araçtır; çünkü o doğrudan sorunun kaynağına iner, kendi zihinsel kavram ve imajlarınıza. Kendinizi kusursuz parlaklıkta bir sağlığa kavuşmuş olarak hayal etmeye ve böyle olduğunuzu onaylamaya başlayın. Sorunun tamamen şifa bulduğunu ve tedavi edildiğini görün. Bir çok farklı düzeyde ele alınabilecek bir çok farklı yaklaşım vardır; siz en çok işinize yarayan özel onaylama ve imgeleri bulmak zorundasınız.




Bir çok hastalık olayında , yaratıcı imgeleme tek başına bütünüyle etkili bir tedavi yöntemi olabilir. Bazı olaylarda ise kişinin kendi inanç sistemi yüzünden (iyileşmek için kendi dışımızdaki bir şeylere muhtaç olduğumuz görüşünü terk etmek zordur), öteki tedavi biçimlerini kulanmakta gerekir. Herhangi bir tedavi biçimine içsel olarak inanç duydugunuz sürece onu elbette kullanabilirisiniz. Eğer iyi sonuç vermesini ister ve buna inanırsanız verecektir. Geleneksel ilaç ya da cerahhiden, akapunktur, yoga, masaj diyet vb. gibi daha holistik tedavilere kadar ne tür bir tedavi uygulanırsa uygulansın, yaratıcı imgeleme daima hepsiyle birlikte kullanabileceğiniz yararlı bir tamamlayıcıdır. Yaratıcı imgelemenin bilinçli kullanımı normal iyileşme sürecini şaşırtıcı şekilde hızlandırır ve kolaylaştırır.


Giriş

1980’li yılların başından beri psikonöroimmünoloji alanındaki klinik deneysel araştırmalar, bireylerin içinde bulunduğu psikolojik unsurların; alerji, soğuk algınlığı, kanser, bel, kalça ve akciğer sorunları, mide ve bağırsak problemleri gibi hemen hemen her tür hastalığın oluşmasında rolü olduğunu göstermektedir.

PET, NMR gibi görüntüleme teknikleri ve EMG, biofeedback gibi ölçüm cihazları sayesinde gerek beyin faaliyetleri hakkında gerekse duygu ve düşüncelerin, psikolojik hallerin beden fizyolojisi üzerindeki etkileri hakkında oldukça detaylı bilgiler edinilmiştir. Yine bu bilim dalının yaptığı araştırmalar, zihinsel imgeleme çalışmalarının hastalıkların iyileştirilmesindeki rolünü ve önemini de göstermektedir.

İmgelemenin yani imajinasyonun sağlık üzerindeki etkisini ortaya koyan ilk isimlerden biri Dr. Martin Rossman’dır. Rossman, 1972 yılından beri çalıştığı kliniklerde hastalarına imgeleme çalışmaları yaptırmış ve elde ettiği bulguları ve çeşitli vakaları kitap haline getirmiştir. Dilimize, “İmgelemenin İyileştirici Gücü” olarak çevrilen eserinde imgelemenin ne olduğu, nasıl yapılması gerektiği ve hastalıkların iyileştirilmesi sürecinde bu yeteneğimizden nasıl yararlanabileceğimizi gayet sade bir dille anlatmaktadır.
[Resim: drmartinrossman.jpg]
Rossman, imgelemenin iyileştirici bir teknik olarak kullanılabildiğini 1972 yılında tanıştığı Dr. Irving Oyle’den öğrenir. California’nın Bolinas sahil kentinde bir sağlık kliniğinin kurucusu ve yöneticisi olan Dr. Oyle, rutin olarak verilen ilaçların yerine hastalarının gevşemesini ve şifayı zihinlerinde canlandırabilmesini amaçlar. Onların neden hasta olduklarını ve iyileşmek için neler yapabileceklerini söyleyebilecek bir bilge figürüyle sohbet ettiklerini imgelemelerini ister. Oyle’nin çalışmalarından çok etkilenen Rossman Dr. Oyle ile üç yıl birlikte çalışır ve holistik şifa anlayışının önemini kavrayarak imgeleme yoluyla kendisinin de şaşarak gözlediği çarpıcı iyileşme vakalarına tanıklık eder.

1972 yılının sonunda Dr. Carl Simonton ve eşi Stephanie Simonton’un imgeleme yaptırarak kanserli hastaları iyileştirebildiklerini öğrenir ve onların tekniklerini daha detaylı öğrenir. Simontonların yaptığı gayet yalındır. Hastanın gevşemesini ve bağışıklık hücrelerinin sayıca çok, etkili ve güçlü olarak imgelenmesini, öte yandan kanserli hücrelerin yalıtılmış, çekinik ve zayıf olarak imgelenmesini öngörmektedir. İnsanlar imgeleme sırasında kendi özgün yaklaşımlarını belirlemekte serbesttir. Örneğin zihinlerinde şövalyelerin düşmanlarını bozguna uğratmasını canlandıranlar da olmuştur vahşi köpeklerin et parçalarını dişlemesini canlandıranlar da.

Simonton ve meslektaşları zihinsel imgeleme tekniklerini, tıp açısından iyileşmez kabul edilen 159 kanserli hastaya öğretirler. Normalde, bu durumdaki hastalara verilen yaşama süresi on iki aydır. Dört yıl sonra, hastalardan altmış üçü hâlâ yaşmaktadır. Bunlardan 14’ünde hastalığın hiçbir izi kalmamış, 12’sinde kanser gerilemiş ve 17’sinde de dengelenmişti.

Basit bir üşütme bile olsa herhangi bir hastalığa tutulan kişilerin iyileşmeyi temin edebilmeleri için olabildiğince sağlıklı imgeler üretmesi gerekmektedir. Sağlığımız için olumsuz sonuçlar yaratan her inanç ve imge kafamızdan kovulmalı ve düşüncelerimizin yalnızca birer resim olmadığının şuuruna varılması gerekmektedir.



İmgeleme Nedir?

İmgeleme zihin-beden iletişiminin bir yoludur. İmgeleme sinir sistemimizin önemli bir bölümünün doğal bir dilidir.

İmgeleme, esas olarak görebildiğimiz, işitebildiğimiz, dokunabildiğimiz, koklayabildiğimiz ya da tadabildiğimiz bir düşünce akışıdır. İmge, deneyimlerinizin ya da fantezilerimizin içsel bir temsilidir. Zihnimizin bilgileri kodlama, depolama ve ifade etme biçimidir. İmgeleme rüyaların ve hayallerin, anıların ve geçmiş yaşam anılarının, planların, projeksiyonların ve olasılıkların bir yansımasıdır. O; sanatların, duyguların ve en önemlisi de daha derinlerdeki benliğimizin dilidir.

İmajinasyon iç dünyamıza açılan bir penceredir. Düşüncelerimizi, hislerimizi ve yorumlarımızı gösterir. Ancak pencere olmasının ötesinde de bir anlam taşır. Yaşamımızı yönlendirebilen ve sağlık durumumuza şekil verebilen bilinçdışı çarpıklıklardan kurtulmamızı sağlar ve bu anlamda bir dönüşüm aracıdır.

İmajinasyon olmasaydı insanlık çoktan ölmüş olurdu. Yeni potansiyelleri değerlendirebilme yeteneği yani imgeleme sayesinde ateş keşfedilmiş; silahlar yaratılmış; ekinler yetiştirilmiş; binalar inşa edilmiş; otomobiller, uçaklar, uzay mekikleri, televizyon ve bilgisayarlar icat edilmiştir.



İmgeleme ve Fizyolojik Değişim

İmgelemenin iyileştirici gücü, onun doğrudan fizyolojik etkileri aracılığıyla bilinmektedir. İmgeleme sayesinde bedensel fonksiyonlarımızın çoğunda bilinçli bir etkiyle oluşamayacağını düşündüğümüz değişimleri yaşama geçirebiliriz.

Bedensel fonksiyonlarımızın bir kısmı merkezi sinir sistemi denetiminde ve isteğe bağlıdır. Örneğin hepimiz elimizi kaldırıp saçlarımıza dokunuruz. İstersek yürür istersek otururuz. Bunlar isteğe bağlı davranışlar olup beynin belli bir bölgesinin denetimindedir. Oysa tükürük salgımızı isteğe bağlı olarak artırıp azaltamayız. Ya da kalp çalışmamızı istemli olarak hızlandırıp yavaşlatamayız. İsteğimiz dışında kalan bu fonksiyonlar otonom sinir sisteminin denetimindedir. Otonom sinir sisteminin faaliyetini istemli olarak etkileyemeyiz ama imgeleme yeteneğimiz sayesinde etkileriz. Yani otonom sinir sistemi imgelemeye tepki verir.
[Resim: iig_001.gif]
Örneğin gözlerinizi kapatıp gevşeyin. Bir elinizde sarı ve sulu bir limon tuttuğunuzu imgeleyin. Limonu ikiye böldüğünüzü, limonu bir bardağa sıktığınızı ve bardağı dudaklarınıza yaklaştırıp o ekşi limon suyunu içtiğinizi düşünün, tadını ve kokusunu algıladığınızı imgeleyin. Eğer bu imgeleme sonucu dudaklarınız büzüşüp ağzınız sulanıyorsa -ki pek çok insanda bunlar olur- bu otonom sinir sisteminizin imgelemeye tepki verdiğini gösterir.

Biofeedbek, hipnoz ve meditasyon üzerine yapılan ve ölçmeye dayalı olan araştırmalar insanın kendi kendini düzenleme kapasitesinin oldukça yüksek olduğunu gösterir. Gevşedikten sonra gerçekleştirilen ve belirli bir noktaya odaklanan imgeleme çalışmalarının; kalp atışlarını, kan basıncını, solunumu, alınan oksijen ve verilen karbondioksit miktarını, beyin dalgalarının ritmini ve derinin elektriksel karakteristiklerini, kan akışı ve ısıyı, mide ve bağırsakların reaksiyonlarını ve salgılarını, cinsel uyarılmayı, hormon düzeylerini, bağışıklık sisteminin işleyişini etkilediği tespit edilmiştir. Tüm bunlar imgelemenin bedenin temel kontrol sistemlerini etkilediği anlamına gelir.

Ciddi ya da kronik bir hastalıktan kurtulmak için imgelemenin yanı sıra başka düzenlemelerin de yapılması elbette ki gerekir. Örneğin yaşam tarzının değişmesi, hayata ve olaylara karşı sergilediğimiz tutumların değişmesi, duygusal yaraların iyileştirilmesi, ilaç içmek, gerekirse ameliyat olmak, çeşitli egzersizler yapmak, tıp alanının sunabileceği desteği almak gerekebilir. Bu süreçte imgeleme çalışması yapmak ne gibi değişikliklere ihtiyacımız olduğunu, o değişiklikleri nasıl gerçekleştirebileceğimizi görebilmemizi sağlayan etkili bir araçtır. Bizzat kendi bilinçaltımızın çözümlememiz gereken duygu ve inançlarımızı gösterdiği bir yardımdır. Aynı zamanda iyileşmek için ihtiyacımız olan rehberliği sunma biçimidir.
Konuyla ilgil bknz Kronik hastalıklarda bütünsel çalışma metodu


Vaka


Jeffrey 30 yaşında başarılı bir yöneticidir. Yıllardır tekrar tekrar nükseden pepsin ülseri sorunu nedeniyle Rossman’a gelir. Gevşemeyi ve imgelemeyi öğrenerek mide ağrısından kurtulur. Jeffrey, midesindeki ağrıyı bir yangına benzetir. Dağlardan çağıldayan buz gibi soğuk suların bu yangını söndürdüğünü ve kavrulmuş bölgeyi serinlettiğini imgeler. Bu imgelemeyi birkaç dakika yaptığı zaman saatlerce ağrı duymadığını fark eder. Ancak iki hafta sonra ağrılar geçmemeye hatta daha da artmaya başlar. Bunun üzerine sonraki seansta Rossman, Jeffrey’i gevşetir ve ağrıların neden nüksettiğini anlaması yönünde telkin verir. Jeffrey, midesinin içini çimdikleyen bir el imgesinin farkına varır. Jeffrey zihinsel olarak ele, bunu neden yaptığını sorduğu an el sımsıkı bir yumruk halini alır. Ele neden kızgın olduğunu sorar. El ona şu yanıtı verir: “Çünkü onu hiç kimsenin göremeyeceği bir yere kilitledin ve durumu gittikçe kötüleşiyor.” Rossman, kilitlediği şeyin ne olduğunu imgelemesini ister. Jeffrey, kaotik bir biçimde dönüp duran şeylerle dolu şeffaf bir çuval görür. Çuvalı bir süre gözlemler ve şunu söyler. “Çuvalın içindeki kalbim. Her şey çarpışıyor ve zarar veriyor.”

Romsan bu çalışmanın devamını şöyle anlatır: “Jeffrey’den çuvalı açtığını imgelemesini istedim. Ancak açmayı denediğinde korktu. İçinde çok fazla acı olduğu için hepsini bir kerede serbest bırakamayacağını söyledi. Ben de bunun üzerine çuvalın içinden yalnızca bir şeyi çıkarmasını ve onu imgelemesini istedim. Babasının yüzünü imgeledi. Duygusal açıdan oldukça katı olan babasıyla ilgili acı dolu çocukluk anıları zihninde canlanıverdi.”

Bir dizi seansın ardından Jeffrey kendisini üzen babasının katılığıyla ilgili kalbine kilitlediği hisleri açmaya başladı. Bunu yaptıkça duygusal ve fiziksel anlamda kendini daha iyi hissediyordu. İmgeleme sayesinde yalnızca pepsin ülseri ağrılarından kurtulmakla kalmadı, aynı zamanda duygusal ihtiyaçlarını daha iyi ifade edebilmeyi ve karşılayabilmeyi öğrendi.


İmgeleme ve Beyin İlişkisi
İmgelemenin temel mekanizmaları halen bir muammadır. Bununla birlikte son 40 yıldır imgelemenin, sinir sistemimizin önemli bir bölümünün doğal dili olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Gerçek anlamda hepimiz iki beyne sahibiz. Bunlardan biri sözcükleri ve mantığı kullanarak düşünmekle meşguldür. Buna karşın diğeri de imge ve hisleri kullanarak düşünmektedir.

Çoğu insanda sol beyin esas olarak konuşma, yazma ve kullanılan dili anlamaktan sorumludur. Mantıksal ve analitik olarak düşünmektedir. Ait olduğu kişinin ismiyle özdeştir. Öte yandan sağ beyin resimler, sesler, yalın ilişkiler ve hisler temelinde düşünür. Görece sakin olmasına karşın son derece zekidir. Sol beyin olguları parçalara ayırıp analiz ederken sağ beyin parçaları bir araya getirerek senteze ulaşır. Sol beyin mantıksal düşüncede daha gelişkindir; sağ beyin ise duygulara daha yakındır. Sol beyin dış dünya ile yani kültür, anlaşmalar, iş ve zamanla daha çok ilgilidir. Sağ beyin ise iç dünya ile yani algı, fizyoloji, form ve duyguyla ilgilidir. Sol ve sağ beyin arasındaki temel ayrım, bilgiyi nasıl özümsediklerinde yatar. Sol beyin bilgiyi sıraya dizilmiş biçimde değerlendirirken, sağ beyin bilgiyi aynı anda değerlendirir.

Virajlı bir yolda ilerlemekte olan bir tren imgelediğimizi düşünelim. Virajın dışında zeminde bulunan gözlemci, treni birbirine bağlanmış ayrı ayrı vagonların geçişi olarak algılar. Gördüğü vagonun önündeki ve arkasındaki vagonları güçlükle algılar. Bu gözlemci treni sol beyni ile algılamaktadır.

“Sağ beyni” ile algılayan gözlemci ise zeminden yüzlerce metre yüksekteki bir balondaymış gibidir. Oradan yalnızca trenin bütününü görmekle kalmaz, aynı zamanda izlediği yolu da görür. Hangi bölgede ilerlediğini, hangi şehirden ayrıldığını ve hangi şehre ulaşacağını da algılar.

Sağ beynin olayları daha geniş bağlamda kavrayabilme yeteneği onu şifa ve imgelemede önemli kılar. Tek tek parçaları değil, bağlı oldukları bütünle olan ilişkilerini görmemizi sağlar. Sorunun geçmişteki sebebini anlamamızı ve o süreçte hissettiğimiz duygulara, oluşturduğumuz inanç kalıplarına ulaşmamızı sağlar. Sebepleri görüp hissettiğimiz duyguları serbest bıraktıkça yaşanmış olaylar ve hissedilen duygular yepyeni bir bakış açısı ile sentezlenmeye başlanır. Bu “Sağ beyin” perspektifini kullanarak iyileşme için gerekli yardımı kendi iç kaynaklarımızdan almadır. Böylece sorunlara yeni çözümler üretilebilir ve bir sorun ya da hastalığa ilişkin gizli kalmış çıkış yolu bulunabilir.
[Resim: iig_002.jpg]
Sağ beyin imgelemenin yanı sıra duygularla da özel bir ilişki içindedir. Duygularla ilişki içinde olması şifa sürecinde ona özel bir güç katar. Sağ beynin yüz ifadelerindeki, beden dilindeki, konuşmalardaki ve hatta müzikteki duyguları kavrama noktasında yoğunlaştığı çok sayıda çalışma ile ortaya konmuştur. Bu, şifa için can alıcı bir önem taşır. Çünkü duygular hastalıkların ve rahatsızlıkların çoğunun temelinde yatan psikolojik ve fiziksel koşulların belirleyicisidir.

Kendi içimizde bir çatışma yaşadığımızda bedenimiz bir savaş alanına dönüşür. Uzun ve ciddi bir mücadelenin bedeli de ağır olabilir. Çatışan tarafların pazarlık masasına çekilmesi, şifa sürecinin başlangıcı olabilir. Unutulmamalıdır ki hedef “sol beyinli” ya da “sağ beyinli” bir kişi olmak değildir; “bütünlüklü” bir beyine sahip olmaktır.

İmgeleme sağ beyinin ve insan bilinçdışının ana dilidir. Çoğumuz günlük yaşamımızda sol beyinin dilini ve mantığını anlayıp kullanabiliyoruz. Bilincinde olduğumuz ihtiyaç ve arzularımıza nispeten daha aşinayız. İmgeleme, sessiz kalan sağ beyine ihtiyaçlarını ifade etme ve özel niteliklerini şifa sürecine katma şansı tanımaktadır.

İmgeleme, sessizliğe gömülü zihninizle onun kendi dilini kullanarak iletişime geçmek demektir. Son derece zengin, sembolik ve kişisel bir dildir. İmge üreten beyninizi ne kadar gözlemlerseniz ve onunla ne kadar etkileşime geçerseniz, daha sağlıklı hale gelmek için onu o kadar hızlı ve etkin bir biçimde kullanabilirsiniz.

Hasta olduğumuzda ilk önce kendimizi neden hasta hissettiğimize ve iyileşmek için ne yapmamız gerektiğine ilişkin uzun ve zorlu düşüncelere dalmamız kaçınılmazdır. Hastalığımız kronik ya da ciddi boyutlardaysa, muhtemelen birçok doktora danışırız. Onlar bir teşhis koyarlar. Buna rağmen tedavi iyileşmemizi ya da rahatlamamızı bile sağlamayabilir. Sol beyine özgü düşünceler sonuç vermiyorsa, “ikinci bir bakış açısı” olarak sağ beynimize neden danışmayalım ki?



Hastalık ve Olumsuz Duyguların İlişkisi

19. yüzyılda yaşamış bir doktor olan ve patoloji biliminin kurucusu olarak tanınan Rudolph Virchow der ki “çoğu hastalık fizyolojik bir zayıflıkla birleşen mutsuzluktan ibarettir.”

İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çalışmalar, hastaların birinci elden klinik bakıma ihtiyaç duyduğu tüm sorunların yüzde 50’si ila 75’i, ağrı ya da hastalık biçiminde ortaya çıksalar da köken itibariyle duygusal, sosyal ya da ailevidir. Kuşkusuz duyguların kendisinin sağlıksız olduğu söylenemez. Aksine yaşamın getirdikleri karşısında verilen normal tepkilerdir. Ancak önemli duyguların anlaşılması ve ifade edilmesi hastalıklarda önemli bir faktördür.

Duygularımızı sağlıklı bir biçimde ifade edebilme noktasında yerleşik değerlere ve geleneklere sahip değiliz. Üzüntü, korku ve öfke gibi olumsuz duygular karşısında çok çeşitli tepkiler verebiliriz. Bağırma, ağlama, içe atma, depresyona girme gibi. Bilinçdışı bir biçimde, bizleri bu tür tatsız duygulardan koruyacak bir savunma seti geliştiririz. Buna karşın güçlü duyguların kendisini bir şekilde ifade etmesini engelleyemeyiz. Anlaşılamadıkları ve yok sayıldıkları takdirde kendilerini, ağrı ya da hastalık olarak ifade ederler.

Her hissettiğimiz duyguyu ifade etmemiz gerekmez. Ancak güçlü ve ısrarcı olan duyguların ifade edilmesi ya da çözülmesi gerekir. Çünkü sürekli bir biçimde inkar edilmeleri halinde fizyolojik bir dengesizliğe ve hastalığa yol açabilirler. Alice’in öyküsü, bastırılan duyguların ağrılara yol açabileceğini ve uygun bir biçimde ifade edilmeleri halinde iyileşmeyi sağlayabileceğini gösteren güzel bir örnektir.



Vaka

Alice kırk yaşlarındaydı. Aylar önce göğüs kanseri teşhisi konmuştu. Onu iyileştirmek amacıyla ameliyattan ve ışın tedavisinden yararlanılmıştı. Tedavisi sırasında ve kanserden kurtulmasında, imgeleme ve vizüalizasyon tekniklerinin bolca faydasını görmüş olan zeki ve kendine hakim bir kadındı. Bununla birlikte kürek kemiklerinin arasında sürekli bir ağrı duymaya devam ediyordu. Kanser uzmanlarınca yinelenen incelemeler ve röntgen filmleri, ağrısına neden olan herhangi bir fiziksel belirtiye rastlayamıyordu. O bölgedeki ağrının neden kaynaklandığını ve ağrıdan kurtulmak için ne yapması gerektiğini öğrenmek istiyordu.

Kitapta anlatılan bir imgeleme tekniğini uygulamayı kararlaştırdık: İçsel Rehber olarak adlandırdığımız imgesel bir bilge figürüyle konuşmayı denedi. Alice gevşedi ve kendisini sarp bir kayalığın yamacında güzel bir kumsalda imgeledi. İçsel Rehber imgesini çağırdı. Yanmakta olan ateşe bakan Büyücü Merlin gibi biri canlandı zihninde. Onu selamladıktan sonra sırtındaki ağrıları sordu.

Birkaç saniyelik suskunluğun ardından gözyaşı dökmeye başladı. İçsel Rehber, Alice’in yardıma ihtiyacı olduğunu söylemişti ve bu yüzden ağlıyordu. Hastalığı sırasında güçlü ve yürekliydi. Eşini ve ailesini sakinleştirip çevresine güven veren hep o olmuştu. Check-up’lara ve muayenelere her zaman tek başına gitmişti. Aslında bundan çekiniyordu ama eşinden ya da çocuklarından kendisine eşlik etmesini ve desteklemesini istediğinde onları rahatsız edebileceğinden korkuyordu. Hastalığı ve tedavisi hakkındaki düşüncelerini, şüphelerini ve korkularını açığa vurmayarak sevdiklerini korumaya çalışıyordu.

Alice, İçsel Rehberine ailesinden yardım isteyerek onları tedirgin etmek istemediğini söyledi. İçsel Rehberinin verdiği yanıt ise şu oldu: “Zaten şu halde de tedirgin durumdalar. Tedaviniz sırasında sizin yanınızda yer alıp sevgi ve ilgilerini sunabilirlerse kendilerini daha iyi hissedeceklerdir.” Alice bunun doğru olduğunu hemen fark etti. Eşi John’dan yardım istediğini imgeledi.

Eşinin randevu defterini çıkararak gözden geçirdiğini zihninde canlandırdığı için gülümsedi. “Vakit ayırabilecek misin?” diye sorduğunu zihninde canlandırdı. Eşi ince gözlüklerinin üzerinden ona bakarak “Yaratırız.” diye karşılık verdi. İmgeleme sona erdiğinde ağrısı önemli ölçüde hafiflemişti. “Gerçek yaşamda John ile bunu konuşma ihtiyacının olduğunu anlaması” bile yetmişti.

Hepimiz, Alice’in yaptığı gibi düşüncelerimiz ve duygularımız arasındaki çatışmalar nedeniyle heyecanlarımızı bastırabiliriz. Alice duygularını kendine saklamanın daha uygun olacağını düşünürken sonunda onları sevdikleriyle paylaşmasının hem kendisinin hem de onların yararına olduğunu fark etmiştir.

Dr. Rossman’ın imgelemeyi kullanma yönteminin ve insandaki “içsel rehber” yaklaşımının birçok kültürde kökleri binlerce yıl gerilere dayanan bir geçmişi vardır. İçindeki sese kulak vererek ulaşılan uyanış ya da aydınlanma, kadim din sistemlerinin çoğunda merkezi bir unsurdur. Bunun izleri Tibetli Budist Abhidharma’dan tutun Amerikalılara özgü inançlara, batılı dinlerdeki koruyucu melekler hiyerarşisine kadar görülebilir.



Hangi Tür Hastalıklar İmgeleme Yolu İle Tedavi Edilebilir?

Ön çalışmalar imgelemenin çok çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir. İmgelemenin faydaları öylesine çeşitlidir ki onu hastalıklardan ziyade insanları tedavi etmenin bir yolu olarak değerlendirmek daha uygundur.

İmgeleme, basit bir baş ağrısından tutun da ölümcül bir hastalıkta bile mucizeler yaratabilir. İmgeleme ile gevşemeyi ve bedenimizi istediğimiz şekilde kontrol etmeyi gerçekleştirebiliriz.

Ağrıları ya da diğer hastalık belirtilerini hafifletebilir, azaltabilir ve ortadan kaldırabiliriz. Kan akışını ve kas gerginliğini artırıp azaltabiliriz. Bağışıklık sistemimizin tepkisini düzenleyebiliriz. Yaşam tarzımızın ya da alışkanlıklarımızın hastalığımızı derinleştirip derinleştirmediğini ve iyileşmek için hangi değişikliklere ihtiyacımız olduğunu görebiliriz. İmgeleme içimizdeki güçleri kullanmamızı mümkün kılabilir. Umudu, cesareti, sabrı, azmi, sevgiyi ve hemen hemen her hastalıkla mücadele etmek ve iyileşmek için bize yardım edebilecek diğer nitelikleri keşfedebiliriz.

Kuşkusuz kimi belirtiler ve hastalıklar imgelemeye diğerlerine oranlara daha kolay yanıt verir. Stresin neden olduğu ya da kötüleştirdiği koşullar, çoğu zaman imgeleme tekniklerine oldukça olumlu yanıt vermektedir.

Baş ağrısı, boyun ağrısı, sırt ağrısı, “sinirsel mide ağrısı”, bağırsak sorunları, alerjiler, kalp çarpıntıları, baş dönmesi, bitkinlik ve anksiyete gibi ortak sorunlar için aynısı geçerlidir. Kalp krizi, kanser, eklem iltihabı ve nörolojik hastalıklar gibi temel sağlık sorunlarımız ise genellikle stres, anksiyete ve depresyonlar ile daha da kötüye gitmektedir ya da hastalığın kendisi stres, anksiyete ve depresyonlara neden olabilmektedir. İmgeleme yoluyla çoğu zaman her hastalığın duygusal boyutu hafifletilebilmektedir. Böylece duygusal güçlüklerin aşılmasıyla fiziksel anlamda şifaya ulaşma yönünde adım atılabilmektedir.



Gevşemenin Önemi

Fiziksel ve zihinsel olarak gevşemenin iyileşmeye olan etkileri 1930’lu yıllardan beri bilinmektedir. Gevşeme etkili ve aktif bir imgeleme çalışmasından önce de yapılması gereken bir uygulamadır. Bu sayede beyin imgelemeyi etkin olarak yapabileceği bilinç halinin titreşimlerine geçer. Rossman kitabında, 1930’lu yıllarda Edmund Jacobsen adlı hekim tarafından geliştirilen ve “Katlamalı Kas Gevşemesi” olarak adlandırılan yöntemin bir varyasyonunu sunmaktadır.

Günlük olağan faaliyetler sırasındaki uyanıklık halinde beyin, saniyede 14 ile 30 Hz arası dalga üretir ki bu dalgalar Beta dalgası olarak adlandırılır. Zihinsel gevşeme, rahatlama durumlarında ise saniyede 7 – 14 Hz olan Alfa dalgası saptanır. İmgeleme, hayal kurma, yaratıcılık ve ilham alma gibi faaliyetler bu dalga boyunda gerçekleşir.

Harvard’da, Cornell’de ve Chicago Üniversitesi’nde kas fizyolojisi üzerine yapılan araştırmaların öncüsü olan Jacobsen, çeşitli hareketleri gerçekleştirdiğini imgeleyen insanların kaslarının gerginlik düzeyini değiştirebildiğini fark etmiştir.

Kaslara elektrotlar yerleştirilmiş ve insanlardan yürüdüklerini imgelemeleri istenmiştir. Kaslardaki elektriksel aktiviteyi ölçen EMG, gerçekten yürüyen insanlarınkiyle aynı elektrik sinyallerini kaydetmiştir. Aynı şekilde insanların sandviç yediklerini imgelediklerinde çene kasları bilinçdışı olarak harekete geçmektedir. Jacobsen kas gerginliğinin çok çeşitli tıbbi şikayetlerde görülen ortak bir sorun olduğuna inanmıştır ve insanlara gevşemeyi öğretecek sistematik bir yöntem geliştirmiştir. Bunun dışında daha pek çok etkili gevşeme tekniği bulunmaktadır.



Gevşeme Uygulaması

Bir gevşeme kaseti temin edin. Ya da kitaplardan bulabileceğiniz gevşeme egzersizini kaydedin. Gevşemek için sessiz ve özel bir mekanda bulunduğunuzdan emin olun. Hiç kesintiye uğramayacak şekilde yirmi beş dakikanızı ayırın. Telefonunuzu açık bırakın ya da telesekreterinizi devreye sokun. Bir arada yaşadığınız insanlardan gerçekten acil bir durum olmadıkça sizi rahatsız etmemelerini isteyin. Üzerinizde rahat bir kıyafet olsun. Dar ya da rahatsızlık verici her şeyi gevşetin. Işığı azaltın. Ortam gevşemeye mümkün olabildiğince elverişli olsun. Gevşemeyi bir kez başardıktan sonra bir trende ya da meşgul bir günün ortasında bile uygulayabilirsiniz. Ancak o zamana dek koşulları kendiniz için elinizden geldiği kadar kolaylaştırmaya çalışın.

İnsanların çoğu gevşemek için sırtüstü uzanmayı daha uygun bulurken, rahat bir koltuğa oturmayı ya da yerde bağdaş kurmayı tercih edenler de vardır. İlk olarak gevşemek için size en kolay gelen konumu alın. Daha da rahat olmanız adına istediğiniz an konumunuzu değiştirebilir ya da hareket edebilirsiniz. Kimileri uzandıklarında öylesine kolay gevşerler ki uyuya kalırlar. Uygulama sırasında uyuya kalıyorsanız oturmayı deneyin. Uyumak size zarar vermez ancak derin bir gevşemenin tüm getirilerinden faydalanamazsınız. Uyanık olmamanız halinde bu sakin ve odaklanmış halinizi, imgeleme için kullanamamış olursunuz.



Gevşeme Hangi Sıklıkta Uygulanmalı?

Sağlıkla ilgili bir sorununuz varsa, gevşemeyi günde en az iki kez uygulamak gerekir. Her bir seans için yirmi ila yirmi beş dakika yeterlidir. Sabahları ve öğleden sonraları, pek çoğumuz için en uygun zamanlardır. Sabahki uygulama bizi gevşemiş ancak uyanık bir zihne kavuşturur. Bu da genellikle gününüzün sakin bir biçimde geçmesine katkıda bulunur. Öğleden sonraki uygulama ise gün içerisinde biriken gerginliği hafifletmemizi ve daha sakin bir akşam geçirmemizi sağlar. Geceleri yatakta uygulamak kimilerinin uyumasına yardımcı olurken kimilerini ise verdiği enerjiyle uyanık tutmaktadır. Uygulamalar için size en uygun olan zamanları deneyerek tespit edin. İki ya da üç hafta boyunca düzenli olarak gevşediğinizde sisteminiz gevşeme yönünde ilk adımını atmış olur.



İmgeleme ve Hayatta Kalma Oranı Arasındaki İlişki

Dallas’taki Texas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi’nden araştırmacı psikologlar Jeanne Achterberg ve Frank Lawlis, Simonton’un zihinde canlandırma tekniği ile çalışan kanser hastalarının imgelemelerini incelemiştir. İmgelemenin belirli karakteristikleri ile hayatta kalma oranlarındaki artışın arasındaki bağı ortaya koyabilmişlerdir.

Ulaştıkları bulgular, sağlıklı bir bağışıklık sisteminin fonksiyonları ne kadar güçlü ve aktif biçimde imgelenirse hasta için o kadar faydalı olduğunu göstermiştir. Anatomik doğruluk ve kesinlik, imgelemenin sonuçlarını etkileyen bir faktör olarak görünmemektedir. Aksine iyileşmenin sembolik temsili çoğu zaman daha etkilidir. Bununla birlikte kimi vakalarda iyileşmeye ilişkin anatomik ve fizyolojik ayrıntıları imgelemenin başarıyı artırdığını gösteren çalışmalar da mevcuttur.

Odaklanmak üzere hangi imgelemeyi seçerseniz seçin yaratacağı etkide pratiğin sıklığının özel bir önemi olacaktır: İmgelemeyi en sık ve en içten biçimde gerçekleştirenler ondan en büyük faydayı görecek olanlardır. Bu yüzden imgelemeye başlayınca onu sık sık ve tüm kalbinizle gerçekleştirin.



Pratik Öneri

Gevşeyin ve huzurlu içsel mekanınıza çekilin. Sakinleşip yoğunlaşın ve dikkatinizi doğrudan doğruya sizi en çok üzen belirtilere odaklayın. Hastalığınızla bağlantılı hiçbir belirti yoksa bedeninizin hastalıktan etkilenen bölgesine ya da hastalığın adına odaklanabilirsiniz. Sakin bir biçimde yoğunlaştığınızda zihninizde o sorunu ya da belirtiyi temsil eden bir imgenin canlanmasına izin verin. Zihninize ne tür bir imge gelirse gelsin kabul edin ve ona odaklanın. Bu size tanıdık gelen bir imge de olabilir, size yabancı bir imge de olabilir. Belirtilerinizle bağlantısını çözebilirsiniz ya da çözemeyebilirsiniz. Ne olursa olsun oluşmasına izin verin ve daha da açık bir hal almasını sağlayın. Onu dikkatli bir biçimde ayrıntılarıyla gözlemleyin. Ardından da o tabloda neyin yanlış olabileceğini belirlemeye çalışın. Ağrıyı, hastalığı ya da sorunu temsil eden nedir? Bu noktaya kadar imgelemenin aydınlatıcı türünü kullanmış olursunuz.

Ardından şifa ya da sorununuzun çözümünü temsil eden yeni bir imgenin oluşmasına izin verin. Hastalık imgesini sağlık imgesine dönüştürebilecek her türlü şifa sürecinin gerçekleşeceğini imgeleyin. Duyumlarınızdaki değişimlere dikkat edin ve onları bedeninizle bağlantılı, teşvik edici işaretler olarak algılayın.



Vaka

Bir yıldır ciddi boyutlarda ve aralıksız süren sırt ağrılarından şikayetçi olan bir hasta sırtına saplanan bir bıçak imgesi algıladı. Yönlendirmeli imgeleme esnasında kendisine o bıçağı kimin sapladığı soruldu. Bıçağı, onu dolandırarak iflasa sürükleyen eski iş ortağının sapladığını gördü. İçinde duyduğu öfke ve üzüntüyü kabullenerek ifade etmesini sağlamak üzere tavsiye amaçlı bir dizi kısa seans gerçekleştirildi. Duygularını dışarı vurduğunda sırtındaki ağrı son buldu.



Gerçek Şifa Bilinçdışında Gerçekleşir


Hastalık veya problemlerin kökenleri veya sebepleri bilinçdışındadır. Bu kökenlerin veya sebeplerin anlaşılması ve onların çözümlenip şifaya kavuşturulması da bilinçdışının kendi yöntemleriyle olunca gerçek ve kalıcı şifaya kavuşulmuş olur. Bilinçdışının kendi dilini kullanarak onunla doğru iletişim kurduğumuzda ve ona yönlendirme şansı verdiğimizde muhteşem sonuçlar alınabilir.



Sonuç

İyileşmenin, şifaya kavuşmanın tek değil pek çok yolu vardır. Farklı farklı teknikler ve uygulamalar ile özlediğimiz şifaya kavuşmak mümkündür. Bu yollardan biri olan imgeleme pasif bir şekilde ilaç içip iyileşmeyi beklemenin ötesinde kendi içimizdeki gücü, potansiyeli harekete geçiren bir uyarandır. Zihin beden bütünlüğümüz nedeniyle bedenimizdeki sorunların sebeplerini görmemizi sağlayan, o sebeplerden özgürleşmenin yollarını gösteren bilinçdışı varlığımız ile iletişime geçmek ve işbirliği yapmaktır. İmgeleme bireyin kendi öz varlığını rehber alarak içsel arınma yaşaması ve şifaya kavuşmasının reçetesidir.

Derin gevşeme sırasında, belirli bir imgeleme tekrar tekrar “zihinde tutulduğunda”, duygusal beyin de denilen beyindeki limbik sistem imgelemeyi yürütülmesi gereken bir program olarak kabullenir. Eğer zihinsel ve duygusal değişikliklere ek olarak imgeleme, otonom sinir sisteminde görünen belirli değişiklikleri de kapsarsa, hipotalamus denilen bölge, limbik sistem tarafından bu değişiklikleri gerçekleştirmek üzere programlanır ve bunların etkisi bedende gözlemlenmeye başlar. Bu programlamanın olabilmesi için, imgelemenin sabırla ve sürece yayarak, belli aralıklarla tekrarlanması gerekir.



Kaynak: İmgelemenin İyileştirici Gücü

Ege Meta Yayınları

Doğu Tıbbında Enerji Meridyenleri

Doğu Tıbbında Enerji Meridyenleri

"Kozmik din hissinin bilimsel araştırma için en asil ve güçlü teşvik olduğunda ısrarlıyım." Albert Einstein

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz. Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.
[Resim: enerji%20meridyenleri%2021%20(1).JPG]

konuyla ilgili olarak forumda reiki konusunu inceleyebirsiniz
Hastalıklar; genetik, beslenme, çevresel etkiler ve enerji dengesizliği ile oluşabilir. Biz hastalıkları düşünce ve enerji düzeyinde inceleyeceğiz.

Çin kültüründe “Ch’i” ve Japoncada “Ki” olarak bilinen yaşam enerjisi, vücudumuzda, gözle görmediğimiz, sinir sistemi gibi bir uçtan bir uca dağılan ‘meridyenler’ aracılığıyla dolaşır. Enerji hatlarında enerji bloke olduğunda, söz konusu organa giden enerji devresi kapanmış olur ve biriken olumsuz enerjiler zamanla yoğunlaşarak bir takım rahatsızlıklar oluşur.

Tıptaki ilerleyiş

1911 de bir tıp doktoru Dr. William Kilner, insan enerji alanı üzerinde çalışmalar yapmıştır ve hatalıkların aurada yamalar ve düzensizlikler halinde görüldüğünü ispatlamıştır.

1900 lü yıllarlın ortalarında Dr. George De La Warr ve Dr. Ruth Drown, yaşayan hücrelerden yayılan radyasyonu ortaya çıkarmak için cihazlar geliştirmişlerdir.

Yine 20.yüzyılda psikiyatrist Dr. Wilhelm Reich, İnsan vücudunda evrensel enerjinin akışındaki bozuklukların psikolojik ve fiziksel rahatsızlılar oluşturduğunu öne sürerek, enerji akışını engelleyen blokları kaldırmaya yönelik fiziksel teknikler kullanmıştır.

“Vücuttaki her organ, esiri alanda kendisine denk gelen enerjetik ritme sahiptir. Çeşitli organ küreleri arasında, sanki bir aktarım işlevi varmış gibi değişik ritimler karşılıklı etkileşmektedir.” Dr. Dora Kunz


Ve bilim adamları bu enerji alanlarını ölçmek için araçlar geliştiriyorlar. Örneğin EKG kalbin elektriksel akımını, EEG beyinden genel elektrik akımını ölçüyor. Ayrıca Kirlian Fotoğrafçılığı tekniği ile canlıların enerji alanları (aura) renkli ışınımlar olarak görüntülenebiliyor. Ve geliştirilmiş sistemle auradaki yırtıklar, renk değişimi ve düzensizlikler yardımıyla bedenin hangi organında bir sorun olduğu tespit edilebiliyor.

Bu konuda yakın zamanlarda Nöropsikiyatrist Dr. Şefika Karagülle fiziksel hasalıkların enerji bedeni arasındaki ilişkiyi incelemiştir.

Günümüz doktorlarından Ender Saraç, Ruhsal Gelişim ve Kader adlı kitabında hastalıkların spiritüel mekanizmalarından bahsediyor. Dr. Ender Saraç, kitabında bu durumu şöyle örneklemiş: Sürekli baskı altında kalıp kendisini ifade edemeyen bireyin zamanla boğazında tiroit ve guatr oluşabilir. Sürekli dişilik yönünden baskılanan ve bu bakımdan aşağılanan kadınlarda yumurtalık kistleriyle jinekolojik sorunlar çıkabilir. Geçmişinden kopamayan, geçmişte takılı kalan bireylerde kabızlık sorunu olabilir. Artık yaşamında daha fazla sorumluluk alamayacağını hisseden, sorumluluklar altında ezilen bireyin bel fıtığı olabilir. Öfke ve korku duyguları karaciğer rahatsızlıkları oluşturabilir.
[Resim: burcin_21.htm_txt_enerji%20meridyenleri%2021%20(12).gif]
Dr Ender Saraç, hastaların sadece kimyasal ilaçlar kullanması haricinde, hastalığın oluşumunda etkili spiritüel sebeplerin de araştırılmasının daha kökten bir iyileşme gerçekleştireceğini ifade ediyor.

Çin Tıbbındaki 3000 yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olan enerji meridyenleri bilgisine göre, bir enerji meridyenindeki blokaj ilgili organda rahatsızlık oluşumuna neden oluyor.

Duyguların enerji bedene etkileri

Coşku kalp ile bağlantılı bir duygudur. Coşku duygusunun tam tersi duygular kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilir. Kalp sorunlarının olası zihinsel nedenleri arasında, çoğunlukla sevgi alış verişinin engellenilmesi, kalbin endişe keder gibi duygularla yorulması gibi etkenler yer alır. Coşku duygusu negatif iken, zihinsel dağınıklık oluşur.

Dehşet duygusu ve beraberinde panik duygusu kalbi etkiler. Hızlı kalp atışı zihinsel telaş ve soğuk ter belirgin özellikleridir. Psikiyatride panik bozukluk ‘panik atak’ olarak tanımlanır.

Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.

Korku böbreklerin temsil ettiği bir duygudur ve sırt ağrıları idrar yolları problemlerine yol açabilir ve yalnızlık duygusunu körükler.

Öfke karaciğerin enerjisini bozar. Baş ağrıları, baş dönmesi, sırt ağrıları şeklinde etkisini gösterebilir.
[Resim: enerji%20meridyenleri%2021%20(7).jpg]
Meridyenler ve ilgili organları

AKCİĞER MERİDYENİ: Havadaki Ch’i enerjisini alıp, vücuda dağıtmasından sorumludur.

Akciğer meridyenindeki dengesizlik; astım, öksürük, göğüste tıkanıklık gibi solunum yolları rahatsızlıkları olarak tezahür eder.

KALIN BAĞIRSAK MERİDYENİ: Bedene giren besin maddelerinin işlendikten sonra atılmasını arındırılmasını sağlar. Bu meridyendeki tıkanıklık mide ağrısı, kabızlık, ishal, gaz, parmak uçlarında soğukluk olarak tezahür edebilir. Kalın bağırsak meridyenindeki tıkanıklık kişiyi psikolojik olarak rahatsız eder ve sık soluk alıp verme motivasyon kaybı gibi durumlar yaşanabilir.

İNCE BAĞIRSAK MERİDYENİ: Dışarıdan bedene giren besin maddelerini alır ve bunları kullanılabilir duruma getirir. Kalp meridyeninin enerjiyi karnın alt bölgesine tutmasına yardım eder. Öfke, şok, keder gibi duygular da karnın alt kısmında toplanır. Bu durumda sırtın alt bölgesinde ağrı baş gösterir ve kadınların ayakları üşür. Bu meridyen yumurtalıkların çalışmasıyla ve ay halinin düzenli olmasıyla ilişkilidir.

MİDE MERİDYENİ: Mide hazımdan sorumludur. Bu meridyendeki tıkanıklık, yorgunluk zayıflık tiroid problemleri, göğüste kist, fıtık, kabızlık, apandisit, pankreas dalak safra kesesi sorunları yumurtalık sorunlarına yol açabilir. Bacak ağrıları varis boyun ve omuzun sertleşmesi, bacakların ağır gelmesi, diz altının üşümesi, çok esnemek ve çabuk yorulma olarak tezahür edebilir.

DALAK-PANKREAS MERİDYENİ: Dalak kanın oluşumu ve düzgün akışından sorumludur. Kullanılmış kırmızı kan hücrelerini yok edip zararlı bakterileri nötralize eden yapılar oluşturur. Bu organdaki dengesizlik, zayıf adaleler, renksiz ve kuru dudaklar, göğüste kist, kol altı lenflerinde şişmesi, mide ağrısı, rahimde kist, aybaşı sorunları, fıtık, bacak ve diz ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Dalak meridyeni vücuttaki sıvının dengesinde rol oynadığı için, ödem yani fazla sıvının vücutta birikmesi bu meridyenin tıkanıklığından kaynaklanabilir. Psikolojik olarak kişi çok düşünür ve endişeye kapılabilir ve açlık hissedebilir.

KALP MERİDYENİ: Kalp ve ince bağırsak meridyenleri eş meridyenlerdir. Kalp kanı ve damarları idare eder, kan dolaşımını düzenler. Kalp meridyenindeki dengesizlikler sinirsel gerilim olarak ortaya çıkar. Bu meridyendeki tıkanıklık; kolun iç tarafından ağrı, uyuşma, el küçük parmağında ağrı veya tutukluk, uykusuzluk unutkanlık mantıksız hareketler gibi sorunlara yol açabilir.

MESANE MERİDYENİ: Mesane meridyeni böbrekleri uyarmada ve düzenlemede sorumludur. Mesane meridyenindeki dengesizlikler baş gösterdiğinde büyük sinirsel gerginlik yaşanır ve kişi aşırı tepkiler verebilir. Sırtın altındaki kaslar genellikle sertleşir. Bu meridyendeki tıkanıklık baş ağrısı, omurilikte tutukluk, ense ve bel ağrıları, varis, bacaklarda kramp ve adalelerde kasılma gibi durumlar yaşanabilir.

BÖBREK MERİDYENİ: Böbrekler Ch’i enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücuda hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine kan dolaşımının iyi yapılmamasına sebep olur. Bu meridyendeki tıkanıklık yüksek tansiyon, akciğerlerde tıkanıklık, mesane sorunları, kasıklarda egzama ve mantar, cinsel sorunlar, kısırlık, varis, şiş ayak bilekleri durumlarına yol açabilir.

KARACİĞER MERİDYENİ: Bu organ Ch’i enerjisini ve kanı her yöne yollar. Bu meridyen sinir sistemini kontrol ettiğinden, enerji meridyenindeki dengesizlik; depresyon kızgınlık gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Hayata gösterilen ilgi ya da ilgisizlik bu meridyenle ilişkilidir. Karaciğer meridyenindeki dengesizlikler sonucunda güç kaybı, aşırı yorgunluk huysuzluk, aşırı duygusallık, baş gösterebilir. Gözler parlaklığını kaybeder. Prostat, testis sorunlarına yol açabilir.

SAFRA KESESİ MERİDYENİ: Bu meridyendeki tıkanıklık şakaklarda ağrı, boyunda ağrı ve tutukluk, omuz ve kasıklarda ağrılar, diz sorunları, kalçadaki artrit ağrısı gibi sorunlar oluşabilir.

HORMON MERİDYENİ: Çinlilere göre bütün organlar bu meridyen tarafından korunduğu gibi, vücut sıcaklığı dengesi bu meridyenin görevlerinden biridir. Bu meridyendeki tıkanıklık, gözün arka kısmında ağrı, kulaklarda sorunlar, omuz ağrısı, kollarda tutukluk ve ağrı gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

KAN DOLAŞIMI/ PERİKARD MERİDYENİ: Bu meridyenin görevi, kalbi fazla yorulmaktan korumaktır. Stresin etkileri kalbe gitmeden önce bu zarda kendini belli eder. Bu meridyendeki zayıflık, kol altlarında acı ve şişkinlik, dirseklerde egzama, siğil ve beyaz lekelere neden olabilir.

Bir meridyendeki enerji dengesi bozulduğunda, başka meridyenlerden enerji çekilimi olduğu için, bu diğer meridyenlerin dengesine de etkiler. Kişisel düzeyde fiziksel sağlığımız için, reiki, yoga, meditasyon, dua, zikir çalışmaları yapabiliriz. Kozmik bilim açısından namaz da enerji bedenimiz için gerekli enerji takviyesi yapma amaçlıdır.

Batı Tıbbı, enerji meridyenleri kapsamındaki bilgileri ‘akupunktur’ ve ‘refleksoloji’ tedavilerinde kullanmaktadır.

Kaynaklar:

Ruhsal Gelişim ve Kader, Ender Saraç

Işığın Elleri, Meta Yayınları

Bioenergy & Vitamins Dergisi

http://www.enerjibedendengesi.com

http://www.ipekcaldemir.com

http://www.bugday.org

YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Burçin İvren,



MERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)
“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken,
kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz.
Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın
bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz
için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor,
daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

VÜCUDUMUZUN HARİTASI : MERİDYENLER
("CHİ" dergisi Ağustos 2006)


“Asıl amacımız canlıyı dertlerinden kurtarmaktır”. Dr. Nüzhet Ziyal

Her geçen gün varoluş katmanlarımızı keşfederken, kendimize daha bütünsel bakmayı öğreniyoruz. Sadece etten kemikten değil, enerji ve ruhsallığın bir karışımı olduğumuzu öğrenme yolunda kendimiz için yapabileceklerimiz de çeşitleniyor, daha derinlere işleyen yeni bilgiler hayatımıza giriyor.

Shiatsu, Chi Kung veya Akupresur gibi şifa teknikleri aslında hep var olmuşken değişen zaman boyutu ile eşleşen bir doğrultuda karşımıza her zamankinden daha fazla çıkmaya başladı. Her yeni olgu beraberinde başka yeni bilgilerin gelmesine sebep oluyor. Meridyenler de bunlardan biri. Meridyen denince aklımıza hep haritalardaki meridyenler gelir. Ancak vücudumuzun meridyenlerden oluşan bir haritasının olduğunu, konunun uzmanlarından başka kimse bilmiyorsa da meridyenler, her geçen gün daha fazla karşımıza çıkmaya devam edecekler.
Çin kültüründe “Ch’i” olarak tanımlanan yaşam enerjisi, vücudumuzda “MERİDYENLER” aracılığıyla dolaşır. Chi enerjisini vücudumuzun tam olarak neresinde bulunduğunu bilemediğimiz “CAN” olarak da kabul edebiliriz.

Vücudumuzu, tıpkı kan damarları ve sinir sistemi gibi bir ucundan diğerine, bazen birbirleriyle kesişerek dolaşır. Geleneksel Çin tıbbında “meridyenler” olarak bilinir. Kadim kültürlerde çok iyi bilinen ancak içinden geçip geldiğimiz karanlık çağlar içinde kaybolup giden birçok kavram ve yaşam enerjileri gibi “Meridyenler” de, tekrar hatırlanıp keşfedilerek ait olduğu yere dönüş yapmaktadır. Modern tıbbın bu bilgiyi henüz bünyesine katamamış olması bir şanssızlıktır.

Meridyenler, her zaman sıkça adını duyduğumuz, “akupunktur” noktalarının bir sırada, peş peşe izledikleri, gözle görünmeyen ve deri altında mevcut olan, değişik yönlere enerji taşıyan hatlardır; vücudumuzun “HARİTASIDIR”.

Son yüzyıl içinde Çin’den tekrar dünyaya yayılan bilgi, ilk kez, 17. yüzyılda Çin’e gelen misyonerler, daha sonra da Batılı doktorlar tarafından keşfedilip Avrupa’ya tanıtılmıştır. Daha sonraları Çin’de yasaklanan akupunktur, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla yeniden “Geleneksel Çin Tıbbı” olarak kullanılmaya başlamıştır. Akupunktur ve meridyen bilgisi, Nixon ve ekibinin Çin’e yaptığı bir gezide yaşadığı özel bir deneyim ve Londra’dan Dr Felix’in girişimleri sayesinde, batıda tekrar tıp literatürüne girmiştir.

Ancak bu, bilginin tekrar dönüşü aşamasıdır. Çünkü meridyen bilgilerinin geçmişi, Çin’de 5000 yıldan çok daha geriye gider. Bu dönemde, 980-1037 yıllarında yaşamış İbn-i Sina’ya ait bir meridyen haritası vardır ve kişisel görüşüme göre bütün meridyen bilgileri Çin’den dünyaya yayılmış olsa da bu bilgi aslında Çinlilere Uygur Türkleri tarafından geçmiştir. Kadim Çin kültürü şamanik bilgilerden etkilenmiştir. Bu konuda bir çok ipucu, “meridyen” bilgisinin aslında kadim Türklere ait olduğuna, Uygur Türklerinin de bu bilgiyi Lemurya’dan almış olabileceği varsaymama neden olmakta. Çünkü vücudumuzdaki meridyenler aynı zamanda evrensel meridyenlerin bedenimize izdüşümüdür ve içinden çıkıp geldiğimiz demir çağı boyunca meridyenlerimiz evrensel meridyenlerden kopmuştu. Eric Pearl’ün Türkiye’yi ikinci ziyareti sırasında, vücudumuzdaki meridyenlerin evrendeki meridyenlere tekrar bağlantısını yaptıran kişilerden biriyim. Tekrar bağlantı sırasında evrenin kaynağından gelen şifa ışığı benimle birlikte birçok kişinin meridyenlerinde dolaştı. Bunlar, meridyenlerle ilgili ezoterik ve enerji biliminin sınırlarını zorlayan girişimler ise de, günlük yaşam içinde meridyenler ve üzerlerinde taşıdıkları yaşam enerjisinin kesilmesi, sağlığımızla ilgili önemli sorunlar yaşanmasına sebep olabilir. Ortodoks tıp ve enerji tıbbı henüz birlikte çalışmadıkları için bu anlamda herkes kendi meridyenlerinin çalışmasına dikkat etmek zorunda.

Şöyle ki; binlerce yıldır bilinen ve kabul edilmiş 26 tane meridyen, gelişmiş bir metro ağı gibi vücudumuzu bir baştan bir başa dolaşarak organlara Chi enerjisini taşır. Sağlığımızın tam olabilmesi için meridyen kanallarında bu enerjinin kesintisiz akması gerekir.
Meridyenlerde “ÖN ORTA KANAL” ve “ARKA ORTA KANAL” olarak tanımlanan iki ana hat vardır. 24 noktadan oluşan Ön Orta Kanal (REN), vücudun 6 YİN meridyenini, 26 (28) noktadan oluşan Arka Orta Kanal (DU) ise 6 YANG meridyeni idare eder. Bu iki meridyenden başka, vücudumuzda paralel bir düzende, ellerin ve ayak parmaklarının uçlarındaki “TİNG” noktalarından başlayan veya biten 6 Yin (dişi), 6 Yang (erkek) olmak üzere 12 çift meridyen vardır ve her biri adıyla anıldığı organa enerji taşır.

Ön orta kanal: ( Conception vessel = CV), Perineden başlar, vücudumuzun ön ortasını boydan boya geçer ve çenede, alt dudakta biter. Bütün Yin Enerji depolarının meridyenlerini kontrol eder.

Arka Orta kanal: (Governor vessel = GV)
Kuyruk sokumundan başlar, sırtımızı boydan boya geçer başın üstünden dolaşıp üst dudak altında diş etinde biter. Vücüdun enerji dağıtan yang, organ meridyenlerini kontrol eder.

Ellerde başlayan meridyenler:

Akciğer 11, kalp 9, ince bağırsak 19, kalın bağırsak 20, pericard 9, üçlü ısıtıcı 23 noktadan oluşur.

Akciğer meridyeni: Göğüste başlar, başparmakta sona erer. Metal elementinin etkisindedir.

Kalın Bağırsak meridyeni: Akciğerin eş organıdır. Metal elementinin kontrolü altındadır. El işaret parmağından başlar, burnun kenarında biter

İnce bağırsak meridyeni: Serçe parmağından başlar, yüzde kulak dibinde biter. Kalbin eş organıdır. Ateş elementinin etkisindedir.

Kalp meridyeni: Ateş elementidir. Koltuk altından başlar, elin serçe parmağında biter.

Perikard: Göğüste başlar, elin orta parmağında sona erer. Ateş elementinin kontrolündedir. Enerji depolar.

Üç Isıtıcı: (Sanjiao) Batı tıbbında karşılığı yoktur. Kalp, akciğer ve mide bölgesinin enerji dağılımını kontrol eder. Elde, yüzük parmağından başlar, gözün yanında biter. Ateş elementidir.

Ayaklarda başlayan meridyenler:

Mide 45, dalak-pankreas 21 (Geleneksel Çin tıbbında bu iki organ tek bir organ olarak kabul edilir), İdrar kesesi 67, böbrek 27, safra kesesi 44, karaciğer 14 noktadan oluşur.

Mide: Eş organı dalaktır. Her ikisi de toprak elementinin etkisindedir. Gözün altında başlar, ayak ikinci parmakta biter

Dalak-Pankreas: Ayak baş parmağından başlar, göğüste biter. Toprak elementinin etkisindedir.

Safra Kesesi: Karaciğerin eş organıdır, gözün dış köşesinden başlayıp ayak dördüncü parmakta sonlanır. Ağaç elementidir.

Karaciğer: Ağaç elementinin kontrolündedir. Ayak baş parmaktan başlar, göğüste biter.

İdrar Kesesi: Su elementi kontrol eder. Böbreğin eş organıdır. En uzun meridyendir. Gözün iç köşesinden başlayıp başın üst kısmında dolanır, boyunda ikiye ayrılıp sırtta devam eder ve küçük ayak parmağında sonlanır.

Böbrek:Ayak tabanından başlayıp göğüste biter. Su elementinin etkisindedir. Eş organı idrar kesesidir.

Ellerde ve ayaklarda başlayan/biten meridyenler çifttir, örneğin, sol eldeki kalın bağırsak meridyeni sağ elde de aynı hatta mevcuttur.

Bir meridyen ait olduğu organa enerji götürürken, bu akış akupunktur noktalarından aktarılarak oluşur. Bu noktalardan birkaçı veya tamamı kapanıp enerji bloke olduğunda sorunlar başlar, ilgili organa enerji gitmez. Kan damarlarında tıkanıklık olduğunda kan nasıl gitmesi gerektiği yere gitmiyor ve buna bağlı sorunlar çıkıyorsa, meridyen hattındaki enerji kesintisi de benzer sorunları ortaya çıkartır, ancak ne yazık ki enerji kesilmesinin sebebi bulunamaz ve belirsiz hastalıklar ortaya çıkar; Bu durumu, evimizdeki elektrik arızası gibi düşünebiliriz. Elektrik olmayan bir odada birçok şey yapılamaz. Aynı şekilde enerjisi kesilmiş organ da yaşam faaliyetini gösterecek enerjiden yoksun olur ve enerji temin etmek için bazen eş organından enerji çalabilir. Meridyenlerin çalışma sistemi ve organlarla iletişimi, burada birkaç sayfaya sığdırılamayacak kadar çok yönlü ve karmaşık olsa da; önemli bir diğer sistem, her bir organ meridyeninin, bir “ EŞ ORGAN” fonksiyonuyla birbirine olan bağlantısıdır.

Bir örnek verilecek olursa; Geleneksel Çin tıbbında akciğerin eş organı kalın bağırsaktır. Meridyen ağı, başladığı noktalardan, cilt altında akupunktur ve akupresur ile müdahale edilebilen hattan sonra vücudun derinliklerine doğru ilerleyip adı ile bilinen organa gider. Bu organa ulaştıktan sonra da “eş organa” geçer. Akciğer meridyeni de kalınbağırsaktan geçer. Her ikisi birbirinin eş organıdır ve birinin sorunu olduğunda, diğerinin enerjisini çalabilir. Böyle bir durumda vücutta şaşırtmacalar doğar.

“Akciğerimizde oluşan bir rahatsızlığın sebebi aslında kalın bağırsak olabilir. “

“Holistik Tıp”ın gerçekleşmesi için meridyen akış ve çalışma bilgisinin modern tıp içinde yer alması gerekir. Çünkü “meridyenler”, vücudun enerji hatlarıdır, Bu bilgiler, bize yine vücutta oluşan YİN-YANG devresini ve hangi organın başka hangi özellikleri olduğunu, çalışma saatlerini ve diğer sistemlerle olan bağını öğretir ki; hiç iyileşmeyen bir hastalığın sebebi, element dengesi bozulmuş bir organ veya Yin-Yang devresi tersine akan bir meridyen olabilir. Acmos sistemi, vücudu bir fabrikaya benzetir ve organları “Hazine organlar- İşçi organlar” olarak ikiye ayırır. Akciğer, kalp, böbrek, dalak, karaciğer hazine organlardır ve enerjiyi depolar. Kalınbağırsak, ince bağırsak, mesane, mide, safra kesesi işçi organlardır ve enerji dağıtırlar. Her bir organın çalışmasında “pik” yaptığı bir zamanlaması vardır. Mide 07.00-09.00 arasında , dalak 09.00-11.00 arasında çalışma temposunun en yüksek noktasındadır ki bu, ait olduğu meridyenin de en etkin olduğu zamandır.
Bütün bunları bilmek, hastalıkların teşhisinde yardımcı, kolay ve çabuk tedaviyi destekleyen eşsiz bir sistemdir. Enerji tıbbı varolmasaydı Çin’de milyarlarca insanın yaşadığı maddi koşullar içinde sağlıkla varolmaları mümkün olamaz, ne hastane ne de doktor bu nüfusun sağlık hizmetine dayanamazdı. Çin’de insanlar koruyucu tıp ile ayakta kalmakta, sadece hasta olduklarında değil, sağlıklarının korunması için düzenli olarak doktora gitmektedirler.

“SİZ” adlı son kitabında “İĞNELERLE YAŞAYIN” diyen ünlü kalp uzmanı Mehmet Öz, kendine özgü esprili anlatımıyla “Doğu tıbbı enerji akışını yeniden yönlendirmekte başarı sağlarken, batı tıbbı da akupunkturun etkilerinin nedenini araştırmaktadır.” diye devam ediyor. Ülkemizde henüz yayınlanmayan “Smart Patient” adlı yeni kitabında akıllı bir hasta olmak için neleri bilmek gerektiğini merakla bekliyorum.

Meridyen hatları, organlarla ilişkileri, kesiştikleri noktalar, element özellikleri, çalışma saatleri ve daha pek çok spesifik bilgiyi daha detaylı öğrenmek isterseniz Prof. Dr. Cemal Çevik’in “Medikal Akupunktur” kitabını, bulabilenler için de Dr Nüzhet Ziyal’ ın “ Bilimsel Akupunktur” kitabını öneririm. Bu kitapları inceleyenler Türkiye’de çok uzun zamandır bu alanda emek veren bir çok değerin ve birikimin olduğuna şaşıracaklar.

Ayrıca, Çin’den gelen ve bütün meridyenleri gösteren plastik insan figürlerinden bir tane edinebilirsiniz. Acmos sisteminin “Bio-Feedback” cihazıyla meridyen enerjinizi ölçtürebiliriniz.

Meridyenleri en iyi çalıştıran ve enerji akışını sağlayan bir meditasyon-nefes ve enerji çalışması olan Ch’i Kung, “enerji çalışması” anlamına gelir. Çin’de her sabah işlerine giden binlerce insan, yol boyunca kendine özgü estetik, ritmik hareketler yaparken izlenebilir. Bu, Ch’i Kung ve Tai Chi’ dir. Binlerce yıl içinde Çin’de bir araya getirilmiş bu bilgiyle “fiziksel ölümsüzlük” hedeflenmiştir. Çin felsefesine göre, enerjisi mükemmel olan bir vücut ölümsüz olabilir.
Meridyenlerin ağlarının bir ucu geçmişe, Mu kıtasına giderken diğer bir ucu geleceğe; milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki galaktik bilgelik ağına uzanıyor.

Değişik yollardan biz insanlara ulaşan bilgiler; kendimizi tanımamız, meridyenlerimizin evrene bağlanması, kadim bilgeliklerin günümüzün yüksek teknolojisi ile el sıkışması, içimizdeki Tanrı’yla tanışmamız; unutulmuş, saklanmış bilgilerin “GİZ” olmaktan çıkıp sıradan olması; fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanlarımızdaki dağılmış parçalarımızın toplanıp merkezlenmesi; içimizdeki ve dışımızdaki bilgilerle “BİR” olup bütünleşme yolunda; “meridyen” bilgisinin diğer bilgilere köprü olması niyetiyle….

http://www.enerjibedendengesi.com

Işık ve Sevgiyle
alinti

ayrica bknz AKUPUNKTUR TEDAVİSİ Dr.E.Hakan ERALTAN T.C.SağlıkBakanlığı ppt dosyasi -

Nefes almayı biliyor musunuz?

Nefes almayı biliyor musunuz ?
[Resim: 1_2_126k.jpg]

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.” Mevlana

Nefes almayı biliyor musunuz?

“Tabi ki nefes almayı biliyoruz” dediğinizi duyar gibiyim.Demek istediğim,doğru nefes almayı biliyor musunuz? Önce nefesle yani solunum sistemiyle beyin ve vücut fonksiyonlarının ilişkisinden bahsetmek gerekir.

Hücrelerimiz enerji kullanırken atık maddeler üretirler.Bu atık maddelerin bir kısmı karbon monoksit gazıdır.Bu atıkları,kanın yeterli oksijen taşıması ve zehirli atıkları,toksinleri dışarı atan lenf sisteminin iyi çalışması gerekir.Buradan da anlayacağımız gibi,

kan oksijenlenmezse bedenimizi toksinlerden arındıramayız.

Kaslarımız oksijensiz kalır.Lenf sistemi yavaşlar.Enerji tükenir ve gergin, depresif bir ruh hali bizi beklemektedir.

Beyin hücrelerinin beslenmesine göz atalım.

Beyin yalnız saf glikoz ve oksijen kullanır.


Beyne giden kanda oksijen miktarı azaldığında beyin glikozu kullanamaz.Geç algılama,geç fark etme ,unutkanlık başlar.Nefes yoluyla aldığımız oksijenin % 20’si beynimiz tarafından kullanılmaktadır.bebeklerin nefes alışına dikkat edersek eğer,karınlarından nefes aldıklarını görürüz.Bebekler 2 yaşına kadar karından nefes alırlar.Aslında erkeklerin çoğu karından nefes almaktadır.İlerleyen yaşlarla birlikte, obezite,yanlış duruşlar,stres ve daha pek çok faktör nefes alışımızı değiştirir.Sığ nefes dediğimiz,sadece göğüsten nefes almak başlar.Bu tarz nefes kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların hazırlayıcı faktörleridir.

Peki nasıl ve nereden nefes almalıyız?

Yoga’da tam nefes dediğimiz,karın (diyafram),kaburga ve göğüs nefesini birleştirerek nefes almalıyız.Ben bunu öğrenmek için ilk adım olarak karından nefes alıp vermeyi öneriyorum.İleride bunun uygulamasını göreceksiniz.Şimdi karın nefesi yani diyafram nefesine göz atalım.

Diyafram göğüs kafesiyle mideyi ikiye ayıran,büyük ve yukarı doğru kavisli bir kastır.Nefes alırken diyafram aşağıya iner, akciğerlere daha kolay hava girer, mide, karaciğer, dalak vs. gibi organlara olumlu masaj sağlanır. Nefes verirken diyafram yukarı yükselir.
[Resim: solunums-nefes.jpg]
Diyafram kalbin yardımcısıdır.

Eğer o olmasaydı kalp 40 kat daha fazla çalışmak zorunda kalırdı.

Karnımızı ikinci beynimiz olarak algılayabiliriz. Karın,vücudumuzda bulunan bağışıklık hücrelerinin %70 ile %85’ini üretmektedir.Hastalıkların başlıca nedeni bağırsaklara yerleşen üst mikroplardır.Karın nefesi kanı arındırır.

Karın ve beyin arasındaki bağlantı,kafatasının altından başlayıp boyundan aşağıya inen ve göğüs bölgesini geçerek karın boşluğuna dalan “vagus siniri” sayesinde olmaktadır.Bu sinir,üç sistemden geçer;Kalp-damar sistemi,solunum sistemi,sindirim sistemi.

Her saat başı beş kez arka arkaya yapılan karın solunumu sayesinde daha sakin ve daha gevşemiş hissederiz.Sabahtan akşama kadar toplam 40-50 kez bu nefesi yaparak,vücut 10 km yürüyüşe eşdeğer oksijenlenir.

· Karın nefesi uygulamak sakinleştirici hap yutmuş etkisi yapar.Beyin sakinleşir.

· Karın nefesi kolay uykuya dalabilmek için birebirdir.

· Karın bölgesindeki tüm organlara hafif ve tatlı bir masaj sağlanır.Organlarda duran kan dolaşıma sürüklenir.

(Diyafram nefes) Uygulama:

1. Sırtüstü yatınız.

2. Dizlerinizi yukarı gelecek şekilde bükünüz,omurganız dümdüz olsun.Ayaklarınızı tamamen yere uzattığınızda bel bölgesinde boşluk kalmıyorsa ayaklar uzatılabilir. Bu nefes oturarak,ayakta da uygulanabilir. Ancak tecrübelerim,öğrencilerin başlangıçta bu şekilde daha kolay uygulayabildiklerini göstermektedir.

3. Bir eliniz karında,diğer eliniz göğsünüzün üzerinde olsun.

4. Burnunuzdan yavaş bir soluk almaya çalışın. Gözlemleyin,karnınızın üzerindeki elinizin yükselmesi doğru nefes aldığınızı gösterir.Nefes alırken karnınız yukarı doğru yükselsin ve nefes verirken karnınız içeri girsin.

Tam Yoga nefesi uygulaması:

1. Önce derin nefes vererek boşaltalım. Karından yavaş ve derin nefes almaya başlayın. Karın yükselsin

2. Nefes yukarıya kaburgalara çıksın

3. Göğüs ve köprücük kemiklerine nefes ulaşır, ancak bu esnada karın içeri girmez.

4. Nefes verirken önce karın,sonra kaburga orta göğüs ve en son üst göğüs nefesi boşaltır.

Her zaman nefes vererek önce akciğerler boşaltılır. Bitirirken de nefes alarak bitirilir. 4 tur yaparak başlayın yavaş yavaş sayıyı 20 tura kadar artırın. Başlangıçta baş dönmesi olabilir. Özellikle çok sigara içenlerin oksijene alışmaları biraz zaman alıyor.

Derslerimizde öğrendiğimiz belli başlı nefesler:

· Peklik,hazımsızlık,mide asitleri için

· Düşük tansiyon,yüksek tansiyon,astım

· Sinir sistemi,sinirlilik,öfke kontrolü,depresyon

· Toksin atıcı,şişmanlık

Derslerde öğrenilen nefesler (pranayamalar)

1. Kapalabhati nefesi
2. Bhastrika (ileri nefes uygulaması)
3. Sheetakari
4. Nadi shodhana
5. Agnisar pranayama
6. Öfke kontrolü
7. Tam yoga nefesi
8. Tension release breath (stres azaltıcı)
9. surya bhedhana
10. chandra bhedhana
11."Ha" nefesi
12. ritmik nefes
13. (stres relief) stres önleyici nefes
14. Surya aniloma pranayama (iştah kontrolü)
15. Anilomaviloma (Dönüşümlü nefes)
16. Sukhapurvaka pranayama

Nefes uygulamalarını mutlaka yetkin bir eğitmenle çalışmalısınız. Aksi takdirde kalp sıkışır ve ciddi zarar görebilirsiniz.

[Resim: 998.jpg]

ŞİFACINIZ SİZSİNİZ

Kendinizi bir tek siz iyileştirebilirsiniz. Tamamen bunu yapabilecek yetenektesiniz. Aslında kişisel bir hastalığı iyileştirme süreci, kişisel bir güçlenme eylemidir. Kişisel bir yolculuktur; karşınıza çıkabilecek en büyük öğrenim araçlarından biri olarak kendiniz tarafından tasarlanan bir inisiyasyon törenidir. Tabii ki şifa yolculuğunuz, holistik (bütüncül) şifanın size önerebileceği en iyi araçların yanı sıra iyice düşünülmüş olmayı gerektirir ve çağdaş tıbbın size sunabileceği en iyi araçların kullanımını da içerir.

Daha derin bir bakış açısından söylersek, hastalığa neden olan, yerine getirilmemiş özlemdir. Hastalık ne kadar derindeyse, özlem de o kadar derindir. Bir biçimde, bir yerlerde kim olduğunuzu ve amacınızın ne olduğunu unuttuğunuzu gösteren bir mesajdır. Unuttunuz ve özünüzden gelen yaratıcı enerjinin amacından koptunuz. Hastalığınız aslında bir belirtidir. Hastalık sizin yerine getirilmemiş özleminizi temsil eder. Demek ki her şeyin ötesinde, her zaman yapmak istediğinizi yapmak, her zaman olmak istediğiniz kişi olmak, zaten olduğunuz kişiyi en derin, en geniş ve yüksek gerçeklikten tezahür ettirmek ve ifade etmek için hastalığınızı kullanmalısınız.

Eğer gerçekten hasta olduğunuzu keşfettiyseniz kendinizi değişime hazırlayın; en derin özleminizin yüzeye çıkmasını ve meyve verecek hale gelmesini bekleyin. Artık korkmayı bırakmak ve dönüp -bu sizin için ne anlama geliyorsa- içinizdeki kaplanla yüzleşmek için kendinizi hazırlayın. Hastalığınızın anlamını bulmak için en iyi başlama noktası olarak önerim, kendinize şunu sormanızdır:

“Özlediğim ama yaşantımda hala yaratmayı başaramadığım şey nedir?”

Yerine getirilmemiş özleminiz ve hastalığınız arasında er geç doğrudan bir bağlantı bulacağınızı öneriyorum.

Bu temel sağlık ve şifa tablosu içinde sağlığınıza kavuşabilirsiniz. Burada sadece fiziksel bedeninizin sağlığından söz etmiyorum çünkü bu aslında ikinci sırada gelir. Sözünü ettiğim ruhun sağlığıdır, can sağlığıdır. Bu gerçeklik çerçevesi veya benzetmesi içinde tüm yaşam ve hastalık meseleleri ele alınabilir. Çünkü fizikteki yaşam sevgi içinde yaşamak, yüksek niteliklerimizi geliştirmek ve ilahi olanla birleşmek içindir. Yaşantınızdaki koşullar şu an ne olursa olsun, işte yaşam bunun içindir. Acı, sorun ya da hastalık her ne ise bu bir öğretmendir. Bir sevgi öğretmenidir ve size ilahi olduğunuzu hatırlatır. Bu sizin Işığınızın Doğuşudur.



Kaynak: Işığın Doğuşu
http://www.ruhsalsifa.org/yazi_sifaciniz_sizsiniz.htm
Meta Yayınları

Ayrica bknz :
http://dogaltipmerkezi.com/akupunktur/me...nedir.html
http://www.enerjibedendengesi.com/yazila...yenler.htm
http://www.soedental.com/Etkimek1.htm
Biyoenerji doğamızda var : http://www.nuriyeakman.net/node/1182